Masal Odası
Macera Masalları

Roket Tavşan ve Mercan Haritası

Roket Tavşan, Işık Vadisi’ndeki Rüzgâr Çardağı’nı ararken Mercan Haritası’nın silinmiş bir çizgisi yüzünden kararsız kalır. Küçük işaretler, dikkatli gözlemler ve dostça bir yardım, yolculuğunu keyifli bir keşfe dönüştürür.

10 yaş 11 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Roket Tavşan ve Mercan Haritası
Tarayıcı seslendirmesi Roket Tavşan ve Mercan Haritası
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Roket Tavşan, masanın üzerinde kıvrılan kâğıdın köşesine bir armut koydu. Rüzgâr, Işık Vadisi’nin kütüphane verandasında ne bulursa hafifçe oynatıyordu: perdeyi, saksıdaki yaprakları, hatta Roket’in bir türlü yatmayan sol kulağını. Kâğıt sonunda uslanınca tavşan burnunu çizgilere yaklaştırdı.

Haritanın yolları mercan rengindeydi. Ortadan ayrılıp ince ince dallanıyor, göletlerin ve ağaçların çevresinde kıvrılıyordu. Üst kenarında küçük harflerle Mercan Haritası yazıyordu. Roket, çizgilerin arasında bir yıldız buldu. Yıldızın yanına, yaprak biçimli çatısı olan minicik bir çardak çizilmişti.

Kütüphaneci Suna Kaplumbağa, pencerenin önündeki kitapları düzeltirken onun baktığı yeri gördü. Roket, Suna’yı iyi tanırdı. Kütüphaneden aldığı kitapların arasına bazen kurumuş yapraklar koyar, geri getirirken bu yaprakların hangi ağaca ait olduğunu onunla konuşurdu.

— Rüzgâr Çardağı’nı mı buldun? diye sordu Suna. — Oradaki seramik yapraklar esintiyle birbirine dokunur. Her birinin sesi biraz farklıdır.

Roket’in sol kulağı daha da dikildi.

— Peki, sesleri burada duyduğumuz rüzgâra benziyor mu?

— Bunu gidip dinlemek gerek, dedi Suna.

Kütüphanede bir de Ses Defteri vardı. Vadide duydukları ilginç sesleri herkes bu deftere kendi sözcükleriyle yazabiliyordu. Bir sayfada “Yağmur oluğu: glup, glup, arada bir de pıt” yazıyordu. Başka bir sayfada kuru yaprakların sesi, “Kâğıt poşetin içinde dolaşan minik ayaklar” diye anlatılmıştı. Roket, çardağın sesini de deftere eklemek istedi.

Suna haritayı ödünç verdi. Roket armudu kaldırıp çantasına koydu; yanına matarasıyla küçük not defterini yerleştirdi. Haritayı dikkatlice katlarken yıldız bir an kayboldu, sonra başka bir köşeden yeniden göründü. Tavşan gülümsedi. Daha yola çıkmadan kâğıdın içinde küçük bir gezinti yapmıştı.

Kütüphanenin önündeki geniş taş yolu izledi. Önce iki sıra lavantanın arasından geçti, ardından ortasında yuvarlak bir çakıl taşı duran sığ çeşmeye ulaştı. Haritadaki çeşme de tam böyle çizilmişti. Roket, defterine küçük bir onay işareti koydu. Doğru yolda olmak hoşuna gitmişti.

Çeşmeden sonra yol ikiye ayrılıyordu. Bir kol çiçekli bir çitin arkasına kıvrılıyor, öteki kestane ağaçlarının arasından geçiyordu. İki giriş de bakımlıydı. İkisinin kenarında da ahşap korkuluklar ve yön levhaları vardı; fakat levhalarda yalnızca göletlerin resmi bulunuyordu. Çardağın adı yazmıyordu.

Roket haritayı açtı. Tam yol ayrımının üzerinde, kâğıdın kat yeri boyunca soluk bir şerit uzanıyordu. Mercan rengi çizginin bir bölümü burada silinmişti. İki yolun devamı görünüyordu ama hangisinin yıldızlı çardağa bağlandığı belli olmuyordu. Üstelik iki yol da ağaçların arkasında yön değiştiriyordu.

Tavşan haritayı biraz uzaklaştırdı, sonra yaklaştırdı. Kâğıdı ışığa tutunca arka yüzündeki eski bir not göründü, eksik yol ise yine görünmedi. Kaşlarının arası hafifçe sıkıştı. Az önce kolay görünen gezinti, şimdi ucundan sökülmüş bir örgüye benziyordu.

— Sol mu, sağ mı? diye mırıldandı. Ardından burnunu oynattı. — Burnum havuç bulmakta iyi. Çardak konusunda henüz bir başarısı yok.

Haritayı bankın üzerine serdi. Parmağıyla çeşmeden başlayıp iki yolu da izledi. İkisinin yakınında da bir gölet vardı. Çardağın yıldızı, kenarı içeri doğru kıvrılan bir göletin yanında duruyordu; ama bulunduğu yerden göletleri göremiyordu. Yapraklar, suyun üstüne yeşil bir perde çekmiş gibiydi.

Yıldız, kâğıtta pek yakın görünüyordu. Roket başını kaldırınca yolların arasında yeni filizlenmiş bir çiçeklik fark etti. Oradan dümdüz geçmek aklına geldi. Sonra toprağın üzerindeki incecik yeşil uçlara baktı. Haritadaki beyaz boşluk, gerçekte boş değildi. Çiçekliğin taş sınırının dışında kaldı.

Bir süre bankta oturup düşündü. Rastgele bir yolu deneyebilirdi; fakat aradığı yerin neden o tarafta olduğunu anlamak istiyordu. Kütüphanenin sarı penceresi ağaçların arasından görünüyordu. Roket haritayı topladı ve geldiği taş yoldan verandaya döndü.

Suna onu görünce elindeki kitabı kapattı.

— Çardağı bulabildin mi?

— Yol ayrımını buldum, dedi Roket. — Ama haritadaki bağlantı silinmiş. İki yol da gölete gidiyor. Şu işaretleri anlamama yardım eder misin?

Haritayı masaya açtı. Bu kez kâğıdın köşesini armut değil, Suna’nın düz taş biçimindeki kâğıt ağırlığı tuttu. Roket, gördüğü çeşmeyi ve yol ayrımını gösterdi. Ardından parmağını silik bölümün üzerinde gezdirdi. Neyi bildiğini anlatınca kafasındaki iki yol da biraz daha belirginleşmişti.

— Tam kat yerinden aşınmış, dedi Suna. — Sana yolu tarif edebilirim. Ama istersen haritanın kalan işaretlerine de birlikte bakalım. Sonra bu çizgiyi düzeltiriz.

— Birlikte bakalım, dedi Roket. — Yanlış yere yeni bir yol çizmek istemiyorum. Sonra haritayı alan biri de benim gibi burada durup burnuna danışabilir.

Suna güldü. Çekmeceden ince, yarı saydam bir çizim kâğıdı çıkardı. Bunu haritanın üzerine yerleştirip kenarlarını iki küçük tahta mandalla tuttu. Böylece eski çizgileri kapatmadan üstlerine işaret koyabileceklerdi. Roket kurşun kalemini hazırladı; ama hemen çizmeye başlamadı.

Önce yıldızın çevresini incelediler. Bir gölet düzgün bir daireye benziyordu. Diğerinin bir kenarı içeri kıvrılıyordu. Bu kıvrımın yanında üç küçük kare, karelerin ilerisinde de çardak vardı. Roket haritanın alt köşesindeki işaret açıklamalarını buldu. Küçük kareler taş oturakları gösteriyordu.

— Aradığımız göletin kıvrılan tarafında üç oturak var, dedi.

Suna başını salladı.

— Kütüphanenin yanındaki seyir terasından iki gölet de görünür. Ağaçlar oradan bakınca önümüzü kapatmaz.

Roket verandanın yanındaki geniş yola baktı. Yol, alçak terasın girişine doğru hafifçe yükseliyordu. Çitin içinden geçmeye ya da başka bir kestirme aramaya gerek yoktu. Haritayı mandallarıyla birlikte taşıdı. Suna da yanına bir kalem aldı ve onunla yürüdü.

Terasa vardıklarında Işık Vadisi önlerine açıldı. Evlerin açık renkli çatıları güneşte parlıyor, ağaçların gölgeleri çimenlerin üzerinde uzanıyordu. Aşağıda, Roket’in az önce durduğu yol ayrımı görünüyordu. İki yolun çitlerin arkasında nasıl kıvrıldığını artık rahatça seçebiliyordu.

Soldaki yol, neredeyse düzgün bir çember olan göletin çevresinde dolaşıyordu. Sağdaki yolun ulaştığı gölet ise bir fasulye tanesine benziyordu. İçeri kıvrılan kenarında yan yana değil, küçük bir yay oluşturacak biçimde yerleştirilmiş üç açık renk taş duruyordu. Biraz ilerisinde yaprak biçimli bir çatı seçiliyordu.

Roket haritaya, sonra yeniden bahçeye baktı. Önce yalnızca göletin şekline güvenmişti. Şimdi taş oturakların sayısı ve çardağın çatısı da aynı yeri gösteriyordu. Parmağıyla üç küçük kareye dokundu. Sonra aşağıdaki üç taşı tek tek saydı.

— Sağdaki yol, dedi. — Sadece gölet benzediği için değil. Oturaklar da burada, çatı da onların ilerisinde.

Suna kalemini uzattı.

— Bulduğun yolu kaybetmeden işaretleyelim mi?

Roket saydam kâğıda, çeşmeden başlayıp sağdaki kola uzanan kesik bir çizgi çizdi. Çizgiyi göletin kıvrımına ve çardağa kadar sürdürdü. Henüz yolun tamamını yürümemişti; bu yüzden çizgiyi koyulaştırmadı. Kalemin yanına küçücük bir tavşan kulağı çizmek istedi, sonra yer kalmadığını görünce kulağı kendi defterine ekledi.

Birlikte yol ayrımına döndüler. Bu kez Roket duraksamadan sağdaki taş yola yöneldi. Yine de acele etmedi. Çitin arkasındaki kıvrımda haritaya baktı, kestane ağacının yanındaki dönüşü kontrol etti. Gölet görünür olduğunda suyun kıyısındaki üç taş oturak da karşısına çıktı.

Taşlardan biri uzaktan bakıldığında kare görünmesine rağmen yakından kocaman bir ekmek dilimine benziyordu. Roket bunu Suna’ya gösterdi. Suna da ortadaki taşın bir yanı eksik bisküviye benzediğini söyledi. Üçüncü taş konusunda anlaşamadılar; Roket ona patates, Suna ise şapka diyordu. Konuşa konuşa göletin kıvrılan kenarını izlediler.

Çardak, söğüt dallarının arasından çıktı. Çatısı gerçekten de üst üste yerleştirilmiş iri yapraklara benziyordu. Altında geniş bir bank, bankın yanında su testisi vardı. Tavandan farklı büyüklüklerde seramik yapraklar sarkıyordu. Kimi açık yeşil, kimi bal sarısıydı; birinin üzerinde de küçücük mercan rengi noktalar bulunuyordu.

Roket banka oturdu ve not defterini dizlerine açtı. Önce hiçbir şey duymadı. Sonra esinti söğüdün dallarını hafifçe araladı. En küçük seramik yaprak ötekine dokundu: ince bir tın. Daha geniş yaprak alttakine değdiğinde yuvarlak, yumuşak bir ton çıktı. Ardından hepsi yeniden duruldu.

Roket kalemini kâğıda yaklaştırdı, fakat yazmadan önce biraz daha dinledi. Ses, düşündüğü gibi tek bir şeye benzemiyordu. Bazen fincan kenarına dokunan kaşık gibi, bazen de pencerenin önünde yuvarlanan küçük bir boncuk gibiydi. Esinti değiştikçe yapraklar başka sırayla birbirine değiyordu.

— Ses Defteri’ne ne yazacaksın? diye sordu Suna.

Roket birkaç sözcük karaladı, birini silip yeniden yazdı.

— “Rüzgâr burada fincanları topluyor ama hiç acele etmiyor.”

Suna gülümseyince Roket de yazdığını bir kez daha okuyup beğendi.

Sonra haritayı bankın boş tarafına serdiler. Roket yürüdükleri yolu baştan sona gözden geçirdi. Saydam kâğıttaki kesik çizgi, gördükleri dönüşlerle uyuşuyordu. Çeşme, yol ayrımı, kıvrımlı gölet, üç taş oturak ve çardak aynı sıradaydı. Artık çizgiyi haritaya geçirebileceklerinden emindi.

Suna’nın getirdiği mercan rengi kalemle eksik bağlantıyı tamamladı. Eski çizginin üzerine taşırmamaya çalışırken dilinin ucu azıcık dışarı çıktı. Sonra göletin yanına küçük bir ok koydu. Okun ucuna yalnızca “Üç taş oturağın ilerisinde” yazdı. Harita bir anda yeniden okunabilir olmuştu.

Dönüşte aynı yolu izlediler. Roket bu kez çevresine daha çok bakabiliyordu. Çitin dibindeki papatyaları, suyun üzerinde duran ince bir yaprağı ve çeşmenin yanındaki ıslak serçe izlerini fark etti. Harita çantasındaydı; yol ayrımına geldiklerinde onu çıkarmasına gerek kalmadı.

Kütüphane verandasına ulaştıklarında Suna, Mercan Haritası’nı açık olarak masaya bıraktı. Yeni çizginin kurumasını beklerken Roket, Ses Defteri’ne çardağın sesini yazdı. Sayfanın köşesine de üç taş oturak çizdi. Sonuncusu biraz şapkaya benzeyince Suna hiçbir şey söylemeden ona baktı. İkisi de güldü.

Roket çantasındaki armudu çıkardı. Suna mutfaktan bir tabak getirip armudu dilimledi. Tavşan bir dilimi eline alınca sabahki kâğıt ağırlığını hatırladı.

— Bunun harita tutmaktan daha iyi yaptığı bir iş varmış, dedi ve bir ısırık aldı.

Suna kendi dilimini alırken verandanın perdesi yeniden kabardı. Rüzgâr masanın üzerindeki kâğıdın kenarına dokundu, fakat düz taş onu yerinde tuttu. Roket’in sol kulağı hafifçe sallandı. Vadinin öbür ucundan çardağın sesi buraya ulaşmıyordu; yine de tavşan o ince tınıyı artık hatırlıyordu. Armut dilimini bitirip açık defterin yanına yerleşti.