Masal Odası
Macera Masalları

Minik Kaşif ve Uzay Bahçesi

Gökkuşağı Sokağı’ndaki Uzay Bahçesi’nde bir filiz loşta kalır. Minik Kaşif, ışığın izini sürerken küçük bir haritanın unutulmuş ayrıntısını keşfeder.

8-10 yaş 10 dakika Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Minik Kaşif ve Uzay Bahçesi
Tarayıcı seslendirmesi Minik Kaşif ve Uzay Bahçesi
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Minik Kaşif, Gökkuşağı Sokağı’ndaki Uzay Bahçesi’nin kapısından girerken çizim defterini cebinden çıkardı. Cam kubbenin altı taze nane kokuyordu. Mavi kenarlı yetiştirme masasının üzerinde küçücük bir yaprak görünüyordu. Minik Kaşif defterindeki boş çerçeveyi açıp masaya doğru yürüdü.

Uzay Bahçesi, uzay istasyonlarında ve Ay’daki küçük seralarda yetiştirilecek sebzelerin denendiği bir yerdi. Duvar ekranında Ay’dan gelen bahçe görüntüleri değişiyordu. Tavandaki lambalar her saksıya uygun miktarda ışık gönderiyordu. Bitkilerin arasında dar yürüyüş yolları vardı. Yolların kenarlarına da hangi bitkinin nerede bulunduğunu gösteren renkli işaretler konmuştu.

Minik Kaşif bugün, yaprakları yelpazeye benzeyen bir fasulye filizini çizecekti. Ona bahçede kısaca Yelpaze deniyordu. Bahçenin bakımını yapan İdil Usta, birlikte ektikleri bu tohumun yeni yapraklar vermeye başladığını söylemişti. Minik Kaşif, kıvrık duran ilk yaprağın nasıl açıldığını merak ediyordu. Defterindeki geniş çerçeveyi işte bunun için hazırlamıştı.

— Defterini de getirmişsin, dedi İdil Usta. Elindeki sulama kabını tezgâha bıraktı. — Yelpaze bugün nasıl görünüyor, bakalım mı?

Minik Kaşif masanın önünde durdu. Yelpaze’nin toprağı nemliydi; ince gövdesinin ucunda iki küçük yaprak vardı. Fakat filizin bulunduğu köşe, yanındaki saksılara göre loş görünüyordu. Tavandaki küçük lambası yanmasına rağmen ışık yaprakların üzerine gelmiyordu. Minik Kaşif, daha iyi görmek için defterini masanın aydınlık kenarına koydu.

Önce kendi gölgesine baktı. Belki lambanın önünde duruyordu. Bir adım yana çekildi, sonra masanın öbür ucuna geçti. Yaprakların üzerindeki loşluk değişmedi. Büyük domates bitkisinin gölgesi de oraya uzanmıyordu. Minik Kaşif kalemini defterinin arasına yerleştirdi. Çizime başlamadan önce bu küçük tuhaflığı anlamak istiyordu.

— İdil Usta, Yelpaze’nin ışığı nereye gidiyor? diye sordu. — Lambası açık ama yaprakları aydınlanmıyor.

İdil Usta yanına geldi. Önce filize, sonra tavana baktı.

— Haklısın. Lambanın ışığını izleyebiliriz. Acele etmemiz gerekmiyor; filizin toprağı ve yaprakları iyi görünüyor. Yalnızca ışığın neden buraya ulaşmadığını bulacağız.

Minik Kaşif başını kaldırıp lambanın baktığı yönü inceledi. Sonra gözleriyle o yönü takip etti. Işık, masadan biraz uzakta, kapının yanındaki boş bir alana düşüyordu. Yerdeki aydınlık kare tertemiz ve parlaktı. İçinde ne bir saksı ne de tek bir yaprak vardı.

— Işık burada, dedi.

Küçük bir ipucu bulmak onu sevindirmişti. Sonra masadaki filize döndü. Saksıyı aydınlık kareye taşımak aklına geldi. İki elini saksıya uzatacakken durdu. Yeni yaprakların çevresinde genişçe yer bırakıldığını fark etmişti. Saksının neden buraya konduğunu bilmiyordu.

— Saksıyı hemen taşımak istemiyorum, dedi. — Belki burada durması gerekiyordur. Önce ışığın yerini birlikte inceleyebilir miyiz?

İdil Usta başını salladı. Minik Kaşif defterini aldı ve ikisi yürüyüş yolundan kapının yanına gittiler. Minik Kaşif aydınlık karenin kenarına çömeldi. Yerde belli belirsiz yuvarlak bir iz vardı. İz, Yelpaze’nin saksısının altı kadardı. Önce yerdeki izin, sonra masadaki saksının genişliğini gözleriyle karşılaştırdı.

— Yelpaze eskiden burada mıydı?

— Evet, dedi İdil Usta. — Yaprakları rahatça açılsın diye onu daha geniş olan masaya aldım.

Minik Kaşif, boş karenin ortasındaki yuvarlak izi bir kez daha inceledi. Sonra tavandaki lambaya baktı. Işık, saksı hâlâ buradaymış gibi aynı yere düşüyordu.

— Lambanın saksının taşındığından haberi yok galiba!

İdil Usta gülümsedi.

— Bunu kontrol edebiliriz. Lambalar, saksıların yerini bahçenin haritasından öğreniyor. Gel, haritada ne göründüğüne bakalım.

Bahçenin girişinde, Minik Kaşif’in rahatça erişebildiği alçak bir kumanda masası vardı. İdil Usta ekrandaki bahçe haritasını açtı. Görüntü, kubbeye yukarıdan bakıyorlarmış gibiydi. Yürüyüş yolları açık renkli çizgilerle, masalar mavi kenarlı şekillerle gösterilmişti. Her bitkinin bulunduğu yerde de kendi yaprağına benzeyen küçük bir simge vardı.

Minik Kaşif önce kapının resmini buldu. Sonra başını kaldırıp gerçek kapıya baktı. Ekranı doğru yönden incelediğine emin olmak istiyordu. Haritadaki kapıdan başlayıp parmağını yol boyunca ilerletti. Domateslerin ve nanelerin işaretleri olması gereken yerdeydi. Ama mavi masanın üzeri ekranda boş görünüyordu.

Yelpaze biçimindeki küçük simge, kapının yanındaki karede kalmıştı. Minik Kaşif defterini açtı ve gerçek masanın yerini kabaca çizdi. Yanına da ekranda gördüğü eski yeri ekledi. İki resim yan yana gelince, aradaki fark iyice belirginleşti. Saksı taşınmıştı, ama haritadaki yaprağı taşınmamıştı.

— İşte burada, dedi. — Işık yanlış adrese gidiyor.

İdil Usta ekrana eğildi.

— Saksıyı taşıdıktan sonra haritayı yenilemeyi unutmuşum. İyi fark ettin.

Minik Kaşif, defterindeki iki küçük resmin arasına bir ok çizdi. Ok, boş kareden mavi masaya uzanıyordu.

Ekranın altında lambanın parlaklığını ve yönünü gösteren iki işaret vardı. Minik Kaşif bir an daha parlak olan güneş simgesine baktı. Ardından yerdeki aydınlık kareyi hatırladı. Lambanın ışığı az değildi. Yalnızca yanlış yerdeydi. Parmaklarını ekranın kenarında dinlendirip neyi değiştirmesi gerektiğini düşündü.

— Işığı artırırsak boş yer daha çok aydınlanır, dedi. — Bence haritadaki yaprağı yeni yerine götürmeliyiz. Bunu ben deneyebilir miyim?

— Önce önizlemede deneyebilirsin, dedi İdil Usta. Ekranın köşesindeki küçük pencereyi açtı. — Burası yalnızca değişikliğin nasıl görüneceğini gösterir. Burada yaptıkların gerçek lambayı henüz değiştirmez. Bakıp uygun olduğuna karar verince birlikte uygularız.

Minik Kaşif bunu sevdi. Böylece fikrinin işe yarayıp yaramadığını gerçek ışığı değiştirmeden görebilecekti. Önizlemedeki yelpaze simgesine dokundu. Simge parmağının altında hafifçe büyüdü. Onu acele etmeden, gerçek saksının bulunduğu mavi kenarlı masaya doğru sürükledi. Ekrandaki ışık lekesi de simgeyle birlikte yer değiştirdi.

Simgeyi masanın ortasına bırakmadan önce yeniden gerçek bahçeye baktı. Yelpaze tam ortada değil, nanelere yakın kenardaydı. Minik Kaşif parmağını biraz yana kaydırdı. Haritadaki küçük yaprakla gerçek filiz artık aynı yerde görünüyordu. Önizlemedeki sarı ışık lekesi de yaprağın üzerine yerleşmişti.

— Şimdi oldu sanırım, dedi.

Ama henüz uygulama işaretine dokunmadı. Ekrandaki ışığın yan saksıya uzanan kenarını inceliyordu.

— Nanelerin ışığı değişecek mi?

İdil Usta önizlemeyi biraz büyüttü. Her lambanın aydınlattığı alan ayrı ayrı göründü. Minik Kaşif diğer bitkilerin simgelerine baktı; onların ışıkları aynı yerde duruyordu.

— Yalnızca Yelpaze’nin lambasının yönü değişecek, dedi İdil Usta. — İstediğin gibi mi?

Minik Kaşif önce defterindeki oka, sonra mavi masaya baktı. Kendi çizdiği yol ile ekrandaki ışığın yolu birbirini tutuyordu. Başını salladı.

— Evet. Artık doğru yere bakıyor. Bunu uygulayalım.

İdil Usta uygulama ekranını açıp son kontrolü onunla birlikte yaptı. Sonra Minik Kaşif ekrandaki uygulama işaretine dokundu. Tavandaki lamba usulca yön değiştirdi. Kapının yanındaki aydınlık kare daralıp kaydı, yürüyüş yolunu geçerek mavi masaya ulaştı. Yumuşak ışık Yelpaze’nin iki küçük yaprağının üzerine yerleşti.

Minik Kaşif masaya döndü. Yapraklar artık çok daha belirgin görünüyordu. Birinin ortasından ince bir çizgi geçiyor, öbürünün kenarı kıvrılarak minik bir cep oluşturuyordu. Az önce tek bir yeşil leke gibi görünen filizin ne kadar çok ayrıntısı vardı! Defterini masanın yanındaki tabureye koyup kalemini çıkardı.

Bir süre yaprağa baktı. Yaprağın hemen açılmasını beklediğini o anda fark etti. Oysa filiz yerinde sakince duruyordu. İdil Usta da bir şey söylemeden yanındaki saksının etiketini düzeltiyordu. Minik Kaşif boş çerçevesine baktı, sonra ilk çizgisini çekti. Yelpaze’yi olduğu hâliyle çizebilirdi.

Önce ince gövdeyi yaptı. Sonra kıvrık yaprağın kenarını, topraktaki küçük taşları ve mavi masanın bir köşesini ekledi. Sayfanın altına küçücük bir bahçe haritası çizdi. Eski yere boş bir kare, yeni yere yeşil bir yaprak koydu. Sarı kalemiyle de lambadan yaprağa uzanan ışığı boyadı.

İdil Usta deftere baktığında gülümsedi.

— Haritadaki değişikliği de kaydetmişsin.

— Yoksa yarın bu boş kareyi neden çizdiğimi unutabilirim, dedi Minik Kaşif.

İdil Usta kumanda masasının yanına döndü. Duvardaki kâğıt haritaya iliştirilmiş yaprak kartını da yeni yerine taşıdı. Ekrandaki haritayla duvardaki harita artık birbirini tutuyordu.

Minik Kaşif son çizgisini tamamlayınca defterini kapatmadı. Karşı sayfayı boş bıraktı; Yelpaze’nin açılmış yaprağı için de yer olsun istiyordu. Kalemlerini toplarken kapının yanındaki yere baktı. Artık orada parlak bir kare yoktu. Yuvarlak saksı izi ise hâlâ duruyordu. O iz olmasa, belki lambanın neden yanlış yere baktığını anlamaları daha uzun sürecekti.

Çıkmadan önce duvar ekranına yaklaştı. Ay’daki bahçede beyaz bir yetiştirme kutusunun içinden yeşil yapraklar uzanıyordu. Arka pencereden Dünya görünüyordu; mavi, yuvarlak ve sessiz. Minik Kaşif, bir gün Yelpaze’nin tohumlarından birinin de böyle bir kutuda büyüdüğünü görmeyi düşündü. Sonra dönüp kendi filizine el salladı.

Yeniden geldiğinde Yelpaze’nin kıvrık yaprağı biraz daha açılmıştı. Minik Kaşif bu kez doğrudan mavi masanın yanına gitti. Defterindeki boş sayfayı çevirdi ve yeni yaprağı çizmeye başladı. İdil Usta yanına iki tabure çekti. Biri çizim yapan küçük kaşif, öteki birlikte yapraklara bakacak bahçe ustası içindi.

Kubbenin dışında Gökkuşağı Sokağı’nın renkli evleri görünüyordu. İçeride nane kokusu, yumuşak ışık ve kâğıdın üzerinde gezinen kalemin hışırtısı vardı. Minik Kaşif son çizgiyi tamamlayıp defterini İdil Usta’ya çevirdi. İki sayfada aynı filiz, birbirinden biraz farklı iki yaprakla duruyordu. Mavi masanın üzerindeki gerçek yaprak da kendi ışığında usulca parlıyordu.