Minik Kaşif ve Dostluk Feneri
Minik Kaşif ile Duru, Dostluk Feneri’yle bir ışık haritası hazırlamak ister. Biri hareketli meydanı, diğeri sessiz bahçeyi seçince Gökkuşağı Sokağı’nda ikisine de yer açan bir keşif yolu bulurlar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Minik Kaşif, Dostluk Feneri’nin küçük sarı penceresini çevirdi. Gökkuşağı Sokağı’nın taşlarında bir ışık balığı belirdi. Balık, kuyruğunu sallaya sallaya Duru’nun ayakkabısına kadar yüzdü. Duru ayağını kıpırdatmadan eğildi; balığın burnu mavi bağcığına değince güldü. Minik Kaşif feneri biraz kaldırınca balık çiçekli saksının üstüne sıçradı.
Feneri, sokağın ortak atölyesinde tahta oyuncaklar yapan Nevin Teyze hazırlamıştı. Gövdesi avuç içinde serin duruyordu. Yuvarlak pencerelerinden biri sarı balığı, öteki mavi bir yaprağı gösteriyordu. Üstelik balık, fener hiç kıpırdamadığında bile kuyruğunu oynatıyordu. Yaprağın ucunda da arada bir minicik ışık damlası beliriyordu. İki pencere, kenarlarındaki halkalardan ayrı ayrı çevrilebiliyordu.
O akşam komşular, araçların girmediği küçük meydanda bir araya gelecekti. Atölyenin önüne birkaç masa çıkarılmış, ağaçların arasına bez kurdeleler bağlanmıştı. Nevin Teyze bahçeye ve meydana bakan kapıda oturmuş, masalardan biri için kumaş örtü dikiyordu. Minik Kaşif ile Duru ise sokakta bulacakları ışık oyunlarını bir haritada toplamaya karar vermişti.
Duru’nun çantasından katlanmış büyük bir kâğıt, defteri ve renkli kalemleri çıktı. Kâğıdın ortasına yan yana iki küçük ev çizmişti. Evlerin altında henüz hiçbir yol yoktu. Minik Kaşif, haritanın boş yerlerine bakarken feneri göğsüne yaklaştırdı. Sanki o boşluklara sığacak bütün keşifler şimdiden aklına dolmuştu.
— Önce meydana gidelim, dedi. Kurdelelerin gölgeleri sürekli yer değiştiriyor. Belki balığı onların arasında yüzdürürüz!
— Ben de arka bahçedeki yaprakları çizmek istiyorum, dedi Duru. Orada kocaman yapraklı bir saksı var. Fenerin mavi yaprağını yanına koyarsak karşılaştırabiliriz.
Minik Kaşif, Duru’nun cümlesi bitmeden meydanın yoluna döndü. Duru ise kâğıdı katlayıp bahçe kapısına baktı. Birkaç adım sonra ikisi de durdu. Aynı yönde yürüyeceklerini sanmışlardı ama ayaklarının gösterdiği yerler bambaşkaydı. Fenerin sarı balığı, aralarındaki boş taşın üzerinde kuyruğunu sallıyordu.
— Ben bahçeye gidiyoruz sanmıştım, dedi Duru.
— Ben de meydana, dedi Minik Kaşif. Sonra feneri alçaltıp arkadaşına döndü. — Sen daha anlatıyordun, değil mi?
Duru başını salladı. Meydandan konuşmalar ve bir tefin yumuşak sesi geliyordu. Duru, defterindeki ince çizgilere baktı. Kalabalığın ortasında durup ayrıntı çizmek istemiyordu. Minik Kaşif ise bahçede uzun uzun tek bir yaprağa bakma düşüncesiyle ayağını taşların üzerinde ileri geri gezdiriyordu.
İkisi, atölyenin yanındaki banka oturdu. Feneri aralarına koyunca sarı balık bankın altına, mavi yaprak da dizlerinin önüne düştü. Balık, bir tahta çatlağının üstünden atlayıverdi. Normalde ikisi de buna hemen gülerdi. Bu kez önce birbirlerine baktılar.
— Meydanda en çok ne yapmak istiyorsun? diye sordu Duru.
— Kıpırdayan şeyler bulmak. Feneri farklı yerlere tutmak. Bir şeyin neye dönüşeceğini önceden bilmemek, dedi Minik Kaşif. — Sen de çizgilerin aceleye gelmesini istemiyorsun galiba.
— Evet. Bir de biraz sakin bir yerde oturmak istiyorum. Ama sen de keşif yaparken olduğun yerde kalmak istemiyorsun.
Minik Kaşif bu kez hemen ayağa kalkmadı. Duru’nun kâğıdını birlikte açtılar. Kâğıdın bir köşesi kıvrılıp duruyordu; Minik Kaşif cebindeki yassı taşı o köşeye koydu. Duru, boşluğa bahçe kapısını, biraz ilerisine meydanın kenarındaki dut ağacını çizdi. Aralarındaki yol kısa ve düzdü. Atölyenin açık kapısı iki yerden de görünüyordu.
— Önce bahçede resmini çizebilirsin, dedi Minik Kaşif. Ben de balık için kıpırdayan bir gölge ararım. Sonra meydanın ortasına değil, dut ağacının yanına gideriz. Oradan kurdeleleri görebiliyoruz.
Duru, kalemini parmaklarının arasında çevirerek düşündü.
— Orada konuşmalar çok gelirse bahçeye dönebilir miyiz?
— Döneriz. Haritada iki yana da yol çizeriz.
— O zaman olur. Ama bahçede de senin keşfini durdurmayalım. Fenerin bir penceresi bana, öteki sana bakabilir.
Kâğıda iki küçük ok eklendi. Bir ok bahçeye, öteki dut ağacına uzanıyordu. İkisinin arasında da dinlenmek isterlerse dönebilecekleri bank vardı. Nevin Teyze’ye nerelerde olacaklarını söylediler. O, başını kaldırıp el salladıktan sonra yeniden örtüsüne eğildi. Çocuklar kâğıdı topladı; bu kez ikisi de bahçe kapısına yöneldi.
Bahçenin kapısı açıktı. İçeride ıslak toprak kokusu vardı; yuvarlak saksılar, alçak duvar boyunca sıralanmıştı. Duru, büyük yapraklı bitkinin önündeki geniş taşın üstüne oturdu. Minik Kaşif feneri yanına yerleştirip mavi pencereyi çevirdi. Işık yaprağı, gerçek yaprağın hemen yanında belirdi. Birbirlerine hiç benzemiyorlardı: Biri pürüzsüz, öteki kenarlarından minik minik kıvrıktı.
Duru çizime başladı. Minik Kaşif de sarı pencerenin halkasını oynatarak balığı duvar boyunca gezdirdi. Duvarın bazı yerleri düz, bazı yerleri hafifçe çıkıntılıydı. Balık her çıkıntıda başka bir şekle giriyordu. Bir yerde karnı uzuyor, bir yerde kuyruğu kısalıyordu. Minik Kaşif, mavi pencereye dokunmadan sarı ışığı aşağı çevirdi.
Yerde ince bir söğüt dalının gölgesi vardı. Rüzgâr dalı salladıkça gölge de taşların üzerinde eğilip doğruluyordu. Minik Kaşif, balığı gölgenin yanına getirdi. Sarı balık, bir dalın altından geçen minicik bir tekneye benzedi. Derken kuyruğunun üstünde sivri bir şekil belirdi; rüzgârın getirdiği küçücük bir yaprak ışığın önünde duruyordu.
— Duru, bak! Kuyruğuna yelken taktı!
Duru kalemini kâğıdın üstünde tuttu ama hemen kalkmadı.
— Şu çizgiyi bitireyim, sonra bakacağım.
Minik Kaşif balığı aynı yerde tuttu. Beklerken şeklin kaybolmadığını, yalnızca rüzgârla usulca değiştiğini fark etti. Duru yanına geldiğinde yelken bir yana yatmıştı. Arkadaşının gösterdiği yerden bakınca Minik Kaşif de başka bir şey gördü: Yaprak, şimdi kocaman bir yüzgeç olmuştu.
İkisi eğilip doğrularak balığın değişen biçimlerine baktı. Duru, defterindeki yaprak çiziminin altına o kocaman yüzgeci de ekledi. Minik Kaşif ise haritaya dalgalı bir çizgi çizdi. Bahçenin o köşesinde hiç su yoktu ama kâğıtlarında bir ışık deresi oluşmuştu.
Duru çizimini tamamlayınca Minik Kaşif bu kez sormadan hareket etmedi.
— Dut ağacına gitmeye hazır mısın?
Duru, yaprağın küçücük bir benzerini haritanın bahçe köşesine ekledi.
— Hazırım. Bak, yüzgeci de yanına çizdim.
Defteri çantaya koydular. Büyük kâğıdı birlikte katlayıp feneri aldılar.
Meydana çıkan yolun sonunda dut ağacı, geniş dallarını alçak duvarın üzerine uzatıyordu. Orası bahçeden biraz daha hareketliydi ama masaların arasına girmeleri gerekmiyordu. Kurdeleler renk renk sallanıyor, tefin sesi ağacın yaprakları arasından hafifçe geliyordu. Duru, duvarın yanındaki oturma taşını eliyle yoklayıp yerleşti.
— Burada rahatım, dedi. Hem kurdeleler de görünüyor.
Minik Kaşif, feneri düz bir taşın üzerine bıraktı. Sarı pencereyi kurdelelerin arkasındaki boş duvara çevirdi. Kurdele uçları ışığın önünden geçtikçe duvara ince çizgiler düşüyordu. Balık, çizgilerin arasından geçerken bir görünüp bir saklanıyordu. Minik Kaşif, sarı halkayı biraz daha çevirdi; bu kez balık uzun bir kurdele gölgesinin üzerinden atladı.
Duru kurdelelerin hepsini çizmeye uğraşmadı. Haritanın meydan köşesine üç kıvrım ve bir düğüm ekledi. Sonra mavi pencereyi çevirip ışık yaprağını duvarın altına yerleştirdi. Yaprak kıpırdamadan dururken sarı balık çevresinde yüzüyordu. Fenerin iki penceresi ilk kez aynı duvarın üzerinde buluşmuştu.
Minik Kaşif sarı ışığı biraz yana kaydırdı. Balığın kuyruğu, mavi yaprağın sapıyla birleşti. Sarı gövdenin arkasında kocaman mavi bir kuyruk açıldı. Duru gülüp kalemini indirdi.
— Bahçedeki yüzgeç buraya gelmiş!
— Üstelik büyümüş, dedi Minik Kaşif.
Birlikte fenerin halkalarını ağır ağır çevirdiler. Duru mavi yaprağı sabit tutarken Minik Kaşif sarı balığı onun önünde gezdirdi. Bazen yaprak kuyruğa, bazen balığın altında duran bir kayığa benziyordu. Tam aynı yerde durduklarında ise balığın sırtında mavi bir kanat açılıyordu. İkisi de o şekli görünce ellerini durdurdu.
— Bunu haritaya koyalım, dedi Duru.
Minik Kaşif kâğıdı dizlerinin üstüne yaydı. Bahçedeki dalgalı çizgiyle meydandaki üç kıvrım henüz birbirinden uzaktaydı. Duru, aralarına uzanan ince bir yol çizdi. Minik Kaşif de yolun üstüne kanatlı balığı ekledi. Çizerken kuyruğu biraz yamuldu; Duru mavi kalemiyle o yamukluğun çevresine kocaman bir yaprak çizdi. Balık daha da neşeli görünmeye başladı.
Haritayı incelerlerken Nevin Teyze, bitirdiği örtüyü masaya sermek için yanlarından geçti. Durup kâğıttaki balığa baktı.
— Bunun kanadı mı var, kuyruğu mu?
İki arkadaş birbirine bakıp güldü.
— Durduğu yere göre değişiyor, dedi Duru.
Minik Kaşif, kâğıdı hafifçe çevirdi. Mavi şekil gerçekten de bu kez kuyruğa benziyordu.
Artık meydanda masalar hazırlanmış, komşular yavaş yavaş yerlerini bulmuştu. Minik Kaşif daha fazla kalmak isteyip istemediğini düşündü. Kurdelelerin dansını görmüş, duvarda yepyeni bir balık bulmuştu. Feneri eline aldı.
— Haritayı bankta tamamlayalım mı?
Duru, açık kâğıdın köşesini tuttu.
— Olur. Evlerin yanındaki yolu hâlâ çizmedik.
Banklarına döndüklerinde atölyenin pencereleri altın rengine dönmüştü. Yassı taş yine kâğıdın kıvrılan köşesine yerleşti. Duru iki evin önünden bahçeye uzanan yolu tamamladı, tam ortaya oturdukları bankı çizdi. Minik Kaşif dut ağacını ekledi; dallarından birini gereğinden uzun çizince dal, bankın üstüne kadar uzandı. Duru o dalın ucuna küçücük bir yaprak kondurdu.
Fener aralarında duruyordu. Sarı balık, haritanın alt kenarına düşmüştü. Minik Kaşif onu kâğıdın ortasına çevirmek için elini uzattı ama daha halkaya dokunmadan durdu. Balık, çizdikleri dalgalı yolu bulmuştu. Kuyruğunu oynatıp bahçeden dut ağacına doğru usulca ilerledi. Mavi yaprak da ışık damlasını, çizdikleri bankın yanına bıraktı.
— Görüyor musun? diye fısıldadı Duru.
Minik Kaşif başını salladı. Balığı başka bir yere götürmeye çalışmadı. İki arkadaş, kâğıttaki küçücük yolculuğu yan yana izledi. Balık iki evin önüne geldiğinde bir daire çizdi, sonra onların yaptıkları yolun üstünde yeniden yüzmeye başladı.
Harita hazırdı. Kâğıdın bir köşesinde sessiz bahçenin kıvrık yaprağı, öbür köşesinde meydanın uçuşan kurdeleleri vardı. Ortalarında, altında iki kişilik yer bulunan kocaman bir dut dalı uzanıyordu. Duru kalemlerini çantasına koydu. Minik Kaşif feneri, ikisinin arasında düz duracak biçimde yerleştirdi.
Sonra ikisi de biraz geriye yaslandı. Meydandan bir fincanın tabağına değen sesi duyuldu. Rüzgâr bahçeden toprak kokusu getirdi. Sarı balık kâğıttaki bankın önünde durup kuyruğunu salladı; mavi yaprağın ucunda yeni bir ışık damlası parladı. Duru ile Minik Kaşif’in ayakkabıları, gerçek bankın altında yan yana duruyordu.