Mavi Kirpi ve Rüya Bahçesi
Mavi Kirpi, Rüya Bahçesi'ne kendi yaptığı bir çan getirir. Ama kil yapraklar beklediğinden farklı ses çıkarır. Dostu İncir Kaplumbağa'yla birlikte düşünürken bahçenin seslerine kulak verir ve çanı için yeni bir düzen bulur.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Mavi Kirpi, kucağındaki üç küçük kil yaprağı Rüya Bahçesi'nin alçak taş duvarına serdiği bezin üzerine bıraktı. Yapraklar birbirine değince ince bir tın sesi çıktı. Mavi, en küçüğünün üstündeki ay desenini parmağıyla yokladı. Tam istediği gibi olmuştu. Başını kaldırdığında, Mavi Dere'nin üzerindeki bulutlar şeftali rengine dönüyordu.
Bahçe, derenin biraz gerisinde, düz bir çayırın içindeydi. Söğüt dalları ahşap çitin üzerine eğiliyor, küçük yollar yuvarlak çiçekliklerin arasından kıvrılıyordu. Söğüdün dibindeki geniş taş, günün sıcaklığını hâlâ saklıyordu. Mavi orada oturmayı severdi. Taşın bir yanından dereyi dinleyebilir, öbür yanından akşam açan beyaz çiçeklere bakabilirdi.
Rüya Bahçesi'ne gelenler bazen gördükleri bir rüyayı anlatır, bazen de yalnızca otururdu. Mavi geçen gelişinde, gölgesi kendisinden önce eve dönen bir armut ağacı hayal etmişti. İncir Kaplumbağa buna gülümsemiş, sonra kendi rüyasındaki ceviz kabuğundan kayıkları anlatmıştı. Bahçede böyle küçük düşüncelere yer vardı.
Bugün Mavi'nin getirdiği bir düşünce değil, kendi yaptığı bir rüya çanıydı. İncir'in daha önce hazırladığı kil yaprakları boyamış; birine ay, birine bulut, ötekine ince bir dal çizmişti. Sonra onları üç ipe bağlamıştı. Esinti geldiğinde yaprakların hafifçe birbirine dokunacağını, bahçedeki seslere küçük bir ses daha katılacağını düşünüyordu.
İncir Kaplumbağa, yakındaki saksıların kurumuş yapraklarını topluyordu. Mavi'yi görünce elindeki sepeti yere bıraktı.
“Çanını getirmişsin.”
“Bitti,” dedi Mavi. Sonra gülerek ekledi: “Sanırım. Daha bahçenin esintisini dinlemedi.”
İncir, söğüdün alçak dalını gösterdi. Mavi iki ayağı da yoldayken dala rahatça uzanabiliyordu. Çanı oraya bağladı, bir adım geri çekildi.
İlk esinti çit boyunca ilerledi. Üç kil yaprak birden döndü. Tıkır tıkır, tak tak, tıkır… Mavi'nin beklediği tek, yuvarlak ses yerine peş peşe bir sürü kısa ses çıktı. Yapraklar aynı yerde toplanıp birbirine sürtünüyordu. Mavi başını yana eğdi. Dere hâlâ akıyordu ama çanın yanında onun usul sesini seçmek güçleşmişti.
Mavi'nin kulaklarının arkası ısındı. Evde, yaprakları tek tek eline alıp birbirine dokundurduğunda böyle olmamıştı. Boyadığı desenlere yeniden baktı. Ayın ucu biraz eğriydi; bulutun altında da minicik bir mavi leke vardı. Bu ayrıntılar sabah hoşuna gitmişti. Şimdiyse yaptığı her şeyi yeniden düşünmek istiyordu. Bir an çanı sepetine kaldırmayı düşündü.
Elini ipe götürdü, sonra durdu. Yapraklardan biri ötekilerin arasına sıkışmış, esinti geçince de orada kalmıştı. Sorun belki boyalarda ya da yapraklarda değildi. Mavi, ipi hemen çözmek yerine çanın durulmasını bekledi. Dallar sakinleşince kendi soluğunu da duydu.
“İncir,” dedi, “bir şeye birlikte bakabilir miyiz? Ben küçük bir tın sesi istemiştim. Bu biraz kalabalık oldu.”
İncir sepetini bir kenara koyup geldi. Mavi onu uzun zamandır tanıyordu. İlk saksısını birlikte doldurmuş, bahçenin girişindeki papatyaları birlikte dikmişlerdi. İncir, Mavi'nin yanına oturdu.
“Nasıl bir ses düşünmüştün?”
Mavi, dereye doğru kulak verdi.
“Dereye tek bir damla düşmüş gibi olsun. Derenin sesini de duyabilelim.”
İncir başını salladı.
“Öyleyse önce yaprakların nasıl durduğuna bakalım.”
Mavi çanı alçak daldan çözdü. İncir, kil yaprakları yere serilmiş bezin üzerinde tuttu; Mavi de ipleri yavaşça açtı. Üç ipin ucu aynı düğümde birleşiyordu. Boyları da neredeyse eşitti. Çan asılınca yaprakların geniş yanları üst üste geliyordu. Mavi, bulut desenli olanı kaldırıp ay desenli olana hafifçe dokundurdu. İnce bir tın duyuldu.
“İşte bu,” dedi. “Yapraklar güzel ses çıkarabiliyor. Hepsi birden aynı yere doluşunca değişiyor.”
İncir, bezin kenarına oturdu. Mavi iki yaprağı yan yana, üçüncüsünü biraz aşağıya koydu. Sonra yerlerini değiştirdi. Dal desenli olanın sesi daha tok, ay desenlininki daha inceydi. Bir süre onları yalnızca dinledi. Çanı yaptığı sırada desenlere çok dikkat etmiş, aralarında ne kadar yer kalacağını hiç düşünmemişti.
Bahçenin öte yanındaki akşam çiçeklerinden biri açılmaya başladı. Önce beyaz bir çizgi göründü, ardından taç yaprakları yavaşça ayrıldı. Mavi acele etmeden onu izledi. Yanındaki taşın sıcaklığı azalmıştı ama hava hâlâ yumuşaktı. İncir çantasından küçük bir armut çıkarıp ikiye böldü. Birlikte yediler. Mavi, çan olmadan da bahçede ne çok ses bulunduğunu fark etti: dere, söğüt yaprakları, uzakta yuvasına yerleşen bir kuş.
Mavi armudun son lokmasını yutunca üç ipi parmaklarının arasına aldı.
“Çan her esintide konuşmak zorunda değil,” dedi. “Arada bir ses verse yeter.”
“Onu nereden duymak istersin?” diye sordu İncir.
Mavi, bahçenin kapısına değil, geniş taşın yanındaki mindere baktı.
“Burada otururken. Belki başka yerde duyulmasa da olur.”
Mavi'nin omuzları biraz gevşedi. Nasıl bir şey yapacağını artık daha iyi biliyordu. İpleri birbirinden ayırarak bezin üzerine uzattı.
İncir'in kulübesinin yanında bir onarım kutusu vardı. İçinde artmış ipler, pürüzsüz tahta parçaları ve kumaş şeritleri duruyordu. Birlikte kutunun başına gittiler. Mavi, avucundan biraz uzun, düz bir tahta seçti. Parmaklarını kenarında gezdirdi; yüzeyi kaygan ve düzgündü. Ardından açık yeşil, yumuşak bir kumaş parçası aldı. Hepsini bezin yanına taşıdı. Bu kez çanı tek bir düğümden aşağı sarkıtmayacaktı.
Tahtayı yere yatırıp ipleri üzerinde aralıklı üç yere bağladı. Ayı biraz yukarıda, bulutu ortada, ince dalı da biraz aşağıda bıraktı. Yapraklar birbirinin üstüne binmiyor, yalnızca kenarları hafifçe karşılaşabilecek kadar yakın duruyordu. Mavi düğümleri çekerken İncir tahtayı tuttu. Bir düğüm gevşek kalınca Mavi onu yeniden yaptı. İncir, tahta elinde, onun işi bitirmesini bekledi.
Mavi, tahtanın iki ucuna uzun bir ipin uçlarını bağlayarak yeni bir askı hazırladı. İncir'in yardımıyla çanı alçak dala astı. Kumaşı da dar bir şerit hâlinde katladı. Bunu, kil yaprakların birbirine en çok değdiği yere gelecek biçimde ortadaki ipe bağladı. Şeridin ucu iki yaprağın arasında yumuşak bir aralık gibi durdu. Mavi geri çekilince çan artık küçük bir dala benziyordu: üç yaprak ve aralarında ince, yeşil bir filiz.
Esinti bir süre gelmedi. Mavi çana üflemek için yanaşacak gibi oldu, sonra geniş taşın üstüne oturdu. Bahçenin kendi rüzgârını beklemek istiyordu. İncir de yanına yerleşti. İkisi konuşmadan gökyüzündeki şeftali renginin mora dönmesini izlediler. Çiçekliğin ortasındaki taş, kocaman bir kedinin kıvrılmış sırtı gibi görünüyordu. Mavi bu benzerliği söyleyince İncir'in gözleri gülerek kısıldı.
Sonunda söğüdün en dıştaki yaprakları kıpırdadı. Yeşil şerit döndü, kil yapraklardan ikisi hafifçe birbirine dokundu. Tın. Ardından dere sesi yeniden belirginleşti. Biraz sonra daha tok, daha kısa bir ses geldi. Sonra sessizlik. Mavi çanın her salınışını gözleriyle izledi. Kil yapraklar artık geniş yüzleriyle üst üste gelmiyordu. Kumaş da sertçe değebilecekleri yerde araya giriyordu. Çan, arada bir ses veriyordu.
Mavi'nin ağzının kenarı kıvrıldı. Bu, sabah kafasında kurduğu sesin aynısı değildi. Biraz daha yumuşaktı, seslerin arasında daha uzun boşluklar vardı. Yine de şimdi bahçeye daha çok yakışıyordu.
“Böyle kalsın,” dedi.
İncir ona baktı.
“Sen beğendin mi?”
Mavi önce çana, sonra beyaz çiçeklere baktı.
“Evet. Hem yaprakları da tek tek görebiliyorum.”
Tam o sırada, bahçenin bitişiğinde yaşayan tarla faresi Püren, kolunun altında minderiyle kapıdan girdi. Akşamları bir süre geniş taşın yanında otururdu. Bu kez başını kaldırıp yeni çana baktı. Bir ses bekler gibi durdu ama çan susuyordu. Püren minderi yere koyduğu sırada ince bir tın duyuldu.
“Hangisi söyledi?” diye sordu.
“Ay olan,” dedi Mavi. “Az önce o dokundu.”
Püren, ay desenine bakabilmek için yanlarına oturdu.
Üçü, yeşil şeridin usul dönüşünü seyrettiler. Püren bir ara çanın gölgesini gösterdi. Taş yola düşen gölgede kil yapraklar üç küçük balığa benziyordu. Mavi, kendi çizdiği ayın gölgede görünmediğini fark etti. Başını kaldırıp yeniden çana baktı. Yaprağın üstündeki eğri uç, şimdi ona ince bir gülümseme gibi geliyordu.
“Ben bunu rüyamda bir ağaca asardım,” dedi Püren.
“Nasıl bir ağaca?” diye sordu Mavi.
“Dalları yastık kadar yumuşak bir ağaca. Ama yaprakları yine yaprak olsun. Yaprakların sesini seviyorum.”
İncir gülümsedi.
“Ben de altına otururdum.”
Mavi bir şey söylemeden başını söğüdün gövdesine yasladı. Aklında, küçük kil yaprakların arasından geçen kocaman, ağır ağır yürüyen bir bulut belirdi. Bulut hiçbir yere yetişmiyordu.
Hava serinlemeye başlayınca İncir, onarım kutusunu yerine kaldırdı. Mavi de artan ipleri topladı, bezi katladı. Yere düşmüş bir şey kalmadığından emin olduktan sonra çana son kez baktı. Başta onu herkesin hemen fark etmesini istemişti. Şimdi Püren minderinde otururken çanın bazen susmasını da seviyordu. Dereyle yaprakların arasında, kendi yaptığı sese küçük bir yer açmıştı.
Püren bir süre daha bahçede kalacağını söyledi. İncir ile Mavi kapıdan çıkıp çit boyunca uzanan düz yolda yan yana yürüdüler. Mavi'nin yuvası yakındaydı; penceresinden sıcak, sarı bir ışık görünüyordu. Yol boyunca çandan söz etmediler. İncir, yol kenarındaki sarı çiçeğin yeni tomurcuğunu gösterdi. Mavi ertesi gün uğrayıp ona bakmayı düşündü. Tomurcuk şimdi sıkıca kapalıydı.
Kapıda İncir'e iyi geceler diledi. İçeride annesi ince örtüyü yatağının üzerine sermişti. Mavi patilerini yıkadı, boş sepetini yerine koydu.
“Çanın nasıl oldu?” diye sordu annesi.
Mavi yastığına yerleşti.
“Önce sesleri birbirine karıştı. Sonra aralarını açtım. İncir de tahtayı tuttu.”
Annesi gülümseyip örtünün kenarını düzeltti. Mavi, ona yeşil şeridi ve Püren'in gölgede gördüğü küçük balıkları da anlattı.
Gözlerini kapatınca bahçe yeniden aklına geldi. Çanın kendisi buradan duyulmuyordu. Yalnızca Mavi Dere'nin uzaktan gelen hafif sesi, aralık pencerenin önünden geçiyordu. Mavi'nin düşüncesinde ay desenli yaprak bir kez sallandı. Tın. Sonra bulut durdu, yeşil şerit usulca döndü. Geniş taşın üzerinde günün sıcaklığından küçücük bir parça kalmıştı.
Annesi lambayı kıstı. Mavi, yanağını yastığın serin yerine yerleştirdi. Dışarıda söğüt dalları salınıyor, Rüya Bahçesi'nin beyaz çiçekleri açık duruyordu. Çan bir süre sessiz kaldı. Ardından küçük bir esinti bahçeden geçti. Yeşil şerit hafifçe döndü; kil yapraklardan ince bir ses yükselip derenin sesine karıştı. Mavi de sıcak örtüsünün altında, tamamladığı çanın sakin aralıklarını düşünerek uykuya daldı.