Roket Tavşan ve Gizli Gökkuşağı: Işık Düğmesi Masalı | Macera Masalları
Roket Tavşan, akşam ışıklarını yakmak isterken düğmenin yerinde olmadığını fark eder. Renkli izleri sabırla takip ettiği bu sıcak robot masalı, yardımlaşmayla aydınlanan umut dolu bir macera anlatıyor.
Güneş, Çınar Mahallesi'nin çatılarına bal rengi ışıklar bırakıyordu. Pencerelerden taze ekmek kokusu geliyor, küçük meydandaki fenerler akşamı bekliyordu.
Meydanın köşesindeki sıcak tamir atölyesinde Roket Tavşan yaşıyordu. O, uzun kulak biçimli antenleri ve göğsünde parlayan yuvarlak lambası olan küçük bir robottu. Ayaklarının altında minicik tekerlekler vardı. Hızlanınca arkasından yumuşacık bir “vınn” sesi duyulurdu. Bu yüzden ona Roket Tavşan derlerdi.
O akşam mahallede Işık Gecesi yapılacaktı. Meydanın çevresindeki sarı, yeşil ve mavi fenerleri yakma görevi Roket Tavşan'a verilmişti. Küçük robot bütün gün bu anı beklemişti.
Güneş alçalınca fener direğinin yanına gitti. Metal kapağı dikkatle açtı. Fakat içeride olması gereken büyük ışık düğmesi yerinde yoktu.
Roket Tavşan bir süre sessizce baktı. Göğsündeki lamba biraz soluklaştı.
“Düğme olmadan fenerleri nasıl yakacağım?” diye fısıldadı.
İçinde telaşa benzeyen hızlı bir tıkırtı başlamıştı. Bir an hemen sağa sola koşmak istedi. Sonra atölyede öğrendiği şeyi hatırladı. Tekerleklerini durdurdu, antenlerini gevşetti ve üç yavaş nefes aldı.
Tam o sırada metal kapağın kenarında ince bir kırmızı ışık gördü. Işık, yerde küçücük bir çizgi oluşturuyor ve meydana doğru uzanıyordu.
“Bu bir ipucu olabilir,” dedi Roket Tavşan.
Kırmızı çizgiyi takip etti. İz, meydandaki çiçek tezgâhının önünde turuncuya dönüştü. Tezgâhın sahibi Mina, saksıları içeri taşıyordu.
“Bir ışık düğmesi gördün mü?” diye sordu Roket Tavşan.
Mina düşündü. “Düğme görmedim ama az önce yerde turuncu bir parıltı vardı. Seraya doğru gidiyordu.”
Roket Tavşan teşekkür edip ilerledi. Turuncu ışık, seranın kapısında sarıya dönüştü. İçerisi ılıktı. Yaprakların üzerindeki su damlaları küçük aynalar gibi parlıyordu.
Sarı iz burada pek çok yöne dağılıyordu. Roket Tavşan hangi yolu seçeceğini anlayamadı. Göğsündeki tıkırtı yeniden hızlandı.
“Biraz kaygılandım,” dedi açıkça. “Tek başıma bütün izleri kontrol etmem uzun sürebilir.”
Serada fideleri sulayan arkadaşı Duru kovasını bıraktı. “Birlikte bakabiliriz. Sen sağdaki yaprakları incele, ben soldakilere bakarım.”
İkisi yaprakların arasında dikkatle arandı. Bir süre sonra Duru, büyük bir yaprağın altında yeşil bir parıltı buldu. Işık, seranın arka kapısından eski saat kulesine uzanıyordu.
“İz devam ediyor!” dedi Roket Tavşan. Göğsündeki lambası yeniden canlandı.
Saat kulesine vardıklarında yeşil ışık maviye dönüştü. Fakat kulenin kapısı kapalıydı. Kapının üzerinde yuvarlak, parlak bir cam vardı. Roket Tavşan cama yaklaşınca kendi yansımasını gördü. Yansımasının yanında mavi ışıkla yazılmış küçük bir ok belirdi. Ok yukarıyı değil, kapının yanındaki alçak kutuyu gösteriyordu.
Duru kutunun kapağını açtı. İçinden mor ışık saçan üç cam parçası çıktı. Parçalar birbirine benziyordu ama hiçbiri tek başına ışık düğmesi değildi.
Roket Tavşan parçaları avucuna aldı. “Belki de kırılmıştır,” dedi üzgünce.
Duru camları inceledi. “Kenarları kırık değil. Sanki birleşmek için yapılmışlar.”
Roket Tavşan parçaları yavaşça yan yana getirdi. İlk ikisi küçük bir tık sesiyle birleşti. Üçüncü parça ise ters duruyordu. Onu çevirdiğinde bütün parçalar yuvarlak bir prizmaya dönüştü.
Prizmanın içinden kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor ışıklar geçti. Renkler saat kulesinin kapısına vurunca kapı sessizce açıldı.
İçeride dar bir merdiven vardı. Basamakların kenarları güvenli, yumuşak ışıklarla aydınlatılmıştı. Roket Tavşan ile Duru acele etmeden yukarı çıktılar. Kulenin en üst odasında küçük bir masa ve masanın üzerinde gümüş renkli bir kutu buldular.
Kutunun kapağında şöyle yazıyordu: “Bütün renkler buluşunca ışık yolunu bulur.”
Roket Tavşan prizmayı kutunun önündeki yuvaya yerleştirdi. Kutunun kapağı açıldı. Kayıp ışık düğmesi içerideydi.
“Bulduk!” dedi Duru.
Roket Tavşan sevindi ama bir şeyi merak etti. “Düğme buraya nasıl geldi?”
Kutunun içinden atölye ustası Lale'nin küçük ses kaydı duyuldu:
“Sevgili Roket Tavşan, eski düğme bugün yenilenmek için kuleye gönderildi. Sana haber bıraktım ama renkli notum rüzgârda açılıp uzun bir ışık yoluna dönüşmüş olmalı. Seni kaygılandırdıysam özür dilerim. Yeni düğme artık hazır.”
Roket Tavşan rahat bir nefes aldı. Demek düğme kaybolmamıştı. Yalnızca beklenmedik bir yerdeydi.
Duru ile birlikte meydana döndüler. Mina da onları fener direğinin yanında bekliyordu. Roket Tavşan yeni düğmeyi dikkatle yerine taktı. Sonra arkadaşlarına baktı.
“Hazır mısınız?” diye sordu.
Hep birlikte başlarını salladılar.
Roket Tavşan düğmeye bastı.
Önce sarı fenerler, sonra yeşil ve mavi fenerler yandı. Saat kulesindeki prizma da ışığı gökyüzüne gönderdi. Meydanın üzerinde ince, parlak bir gökkuşağı oluştu. Renkler evlerin camlarına, çiçek saksılarına ve gülümseyen yüzlere usulca yayıldı.
Roket Tavşan göğsündeki sakin tıkırtıyı dinledi. Işıkları tek başına yakmayı düşünmüştü. Oysa bu akşamın en güzel yanı, yolu arkadaşlarıyla birlikte bulması olmuştu.
Mina sıcak ekmek getirdi. Duru küçük masaya meyve suyu bardaklarını dizdi. Roket Tavşan da göğüs lambasını yumuşak bir gece ışığına ayarladı.
Mahalle halkı gökkuşağının altında yan yana oturdu. Meydan güvenli ve sıcacıktı. Fenerler gece boyunca usulca parladı.
Roket Tavşan gökyüzüne bakıp gülümsedi. Artık biliyordu: Bazen bir düğmeyi bulmanın yolu durmak, dikkatle bakmak ve yardım istemekten geçerdi.
O gece Çınar Mahallesi'nde hiçbir köşe karanlık kalmadı.