Minik Kaşif ve Parlayan Pusula: Kendi Tacı Masalı | Macera Masalları
Prenses Duru, bahar akşamı için kendisini anlatan bir taç yapmak ister. Kuzey yolu kapanınca parlayan pusulası, sakin adımları ve yaratıcı seçimleri ona yeni bir yol gösterir.
Yağmur yeni dinmişti. Sarayın camlı verandasına vuran güneş, yerde bal rengi ışıklar bırakıyordu. Mutfaktan tarçınlı çörek kokusu geliyor, bahçedeki yaprakların üzerinde su damlaları parlıyordu.
Prenses Duru, pencerenin önündeki masaya bir bahçe haritası sermişti. Sarayda herkes ona Minik Kaşif derdi. Çünkü Duru, yeni yollar bulmayı, gördüğü çiçekleri çizip haritasına eklemeyi ve pusulasıyla yönleri öğrenmeyi çok severdi.
O akşam sarayın bahar sofrası kurulacaktı. Gelenek gereği herkes kendi seçtiği özel bir süs takacaktı. Duru'nun annesi Kraliçe Nehir, yumuşak bir minderin üzerine üç taç bırakmıştı. Biri inci gibi beyazdı. Biri mavi taşlarla süslüydü. Diğeri ise güneşte altın gibi ışıldıyordu.
Duru taçları sırayla denedi. Beyaz taç biraz ağırdı. Mavi taç kulaklarına değiyordu. Altın taç ise başını çevirirken kayıyordu.
Sarayın kitaplığındaki her prenses masalı gösterişli taçlardan söz ederdi. Duru aynaya baktı ve kendi tacının nasıl olması gerektiğini düşündü. Hazır taçların üçü de güzeldi, ama hiçbiri ona kendisi gibi hissettirmiyordu.
“Sanırım kendi tacımı yapmak istiyorum,” dedi.
Kraliçe Nehir gülümsedi. “Nasıl bir taç yapacağını biliyor musun?”
Duru başını iki yana salladı. “Henüz bilmiyorum. Belki keşfederim.”
Annesi ona küçük, yuvarlak bir pusula uzattı. Pusulanın pirinç kapağında ince bir güneş şekli vardı. Camının kenarındaki açık renkli taş, ışığı yakalayınca pırıl pırıl parlıyordu.
“Bu pusula kuzeyi gösterir,” dedi Kraliçe Nehir. “Bahçe köşkünün el işi odası da kuzey tarafta. Aradığın malzemeleri orada bulabilirsin.”
Duru haritasını katladı, pusulayı boynundaki yumuşak ipe taktı ve yola çıktı. Sarayın güvenli bahçesinde taş yollar, limon ağaçları ve rengârenk çiçek tarhları vardı. Islak toprak mis gibi kokuyordu.
Duru önce düz taş yolu izledi. Pusulanın iğnesi kuzeyi gösteriyor, küçük taşı da güneş vurdukça parlıyordu. Fakat gül bahçesine geldiğinde durmak zorunda kaldı. Gece yağan yağmur birkaç ince dalı yola düşürmüştü. Bahçıvanlar, taşlar temizlenene kadar kimse geçmesin diye yolun başına renkli bir şerit çekmişlerdi.
Bahçe köşkü yolun öte yanında görünüyordu. Duru'nun omuzları biraz düştü.
“Tam yaklaşmıştım,” diye mırıldandı.
Bir an geri dönmeyi düşündü. Sonra derin bir nefes aldı ve haritasını açtı. Kâğıtta gül bahçesinin çevresinden geçen başka bir yol vardı. Ancak ağaçların gölgesi yüzünden haritadaki yönleri karıştırdı.
Duru aceleyle sağa döndü. Pusulanın iğnesi kuzeyi değil, arkasını gösterince durdu.
“Demek ki bu yol değil,” dedi sakince.
Olduğu yerde biraz bekledi. Pusulayı düz tuttu. İğnenin sallanması yavaşladı ve yeniden kuzeyi gösterdi. Duru önce doğuya uzanan kuru taş yolu seçti. Bu yol camlı limonluğun yanından dönüyor, sonra kuzeye kıvrılıyordu.
Limonluğun kapısında Bahçıvan Işıl vardı. Yağmurdan sonra eğilen bir sarmaşığı yumuşak bir bağla destekliyordu.
“Köşke gitmek istiyorum ama ana yol kapalı,” dedi Duru. “Bu taraftan dolaşabilir miyim?”
“Elbette,” dedi Işıl. “Camlı geçidin zemini kuru. Ben de birazdan o tarafa gidiyorum. Birlikte yürüyebiliriz.”
Duru rahatladı. Işıl ile yan yana, limon kokulu geçitten yürüdüler. Tavandaki camlardan içeri giren güneş, pusulanın taşına vurdu. Duvarın üzerinde minicik bir ışık belirdi. Duru yürüdükçe ışık da yanında ilerliyordu.
“Pusulam yolu aydınlatıyor!” dedi Duru.
Işıl gülümsedi. “Güneşle çok güzel arkadaş olmuş.”
Geçidin sonunda köşkün yeşil kapısı göründü. El işi odası sıcacıktı. Raflarda renkli kurdeleler, yumuşak kumaşlar, keçeler ve tahta boncuklar duruyordu. Masanın üzerinde çocukların kullanabileceği yuvarlak uçlu makaslar ve kâğıt yapıştırıcısı vardı.
Duru önce parlak sarı kartondan uzun, sivri bir taç yaptı. Başına takınca taç gözlerinin üzerine düştü. Aynadaki hâline bakıp hafifçe güldü.
“Bu da bana göre değil,” dedi.
Sonra pusulasını masanın üzerine koydu. Küçük taş yine parladı. Duru, pusulanın kapağındaki sade güneş şekline dikkatle baktı. Harita çizmeyi ne kadar sevdiğini düşündü. Limonluğun yeşil yapraklarını, yağmurdan sonraki mavi gökyüzünü ve onu doğru yola götüren sakin adımlarını hatırladı.
Bu kez yumuşak yeşil keçeden başına uygun bir bant kesti. Ortasına mavi kumaştan küçük bir pusula şekli yerleştirdi. Pusulanın dört yönünü ince altın iplerle işaretledi. Tacın iki yanına da kısa mavi kurdeleler bağladı. Işıl, düğümlerin sağlam olması için ona yardım etti.
Duru tacını başına taktı. Taç ne ağırdı ne de gözlerine düşüyordu. Aynaya baktığında gülümsedi.
“İşte bu benim tacım,” dedi.
Dönüş vakti geldiğinde ana yol temizlenmişti. Yine de Duru, limon kokulu geçidi kullanmayı seçti. Artık o yolu da haritasına eklemek istiyordu.
Akşam bahar sofrasındaki küçük lambalar birer birer yandı. Kraliçe Nehir, Duru'nun tacındaki pusula şekline baktı.
“Bugün ne keşfettin?” diye sordu.
Duru tacının mavi kurdelesini düzeltti. “Bir yol kapanınca başka bir yol bulunabildiğini keşfettim. Bir de tacımın nasıl olacağına ancak deneyince karar verebildim.”
Sofradakiler Duru'nun yaptığı taca dikkatle baktılar. Duru, gösterişli olmadığı için hiç üzülmedi. Yeşil keçe bahçeyi, mavi kurdele yağmurdan sonra açılan gökyüzünü, ortadaki pusula ise onun merakını anlatıyordu.
Gece sona ererken Duru odasına döndü. Tacını yatağının yanındaki küçük sehpaya, pusulasını da tacın tam ortasına bıraktı. Ay ışığı pencereye ulaştığında pusulanın taşı son kez hafifçe parladı.
Duru battaniyesine sokuldu. Artık bahçenin kuzey yolunu da dolambaçlı geçidini de biliyordu. Ama en çok, kendisine uygun olanı seçmek için acele etmesi gerekmediğini biliyordu.
Yeni tacı hemen yanında, haritası çekmecesinde, yarın keşfedeceği yollar ise güvenle onu bekliyordu.