Robot Piko ve Yıldız Haritası
Robot Piko, Gizli Koruluk'ta parlayan Yıldız Haritası'nın gösterdiği yolu ararken durup düşünür, yardım ister ve güvenli bir yıldız keşfine çıkar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Piko, Gizli Koruluk'un yuvarlak taşlarla çevrili açıklığında diz çökmüş, avuç içi kadar parlayan Yıldız Haritası'nı iki eliyle tutuyordu. Haritanın mavi çizgileri üç küçük yıldızı bağlıyor, dördüncü yıldızın çevresinde boş bir daire duruyordu. Gökyüzündeki ilk yıldız yeni görünmüş, Piko'nun göğsündeki yuvarlak ışık usulca yanıp sönmüştü.
Bu akşam Piko, korulukta yaşayan dostlarıyla Gümüş Tepe'ye çıkıp gökyüzünü seyretmek istiyordu. Gümüş Tepe yüksek bir dağ değil, düz bir seyir taşı bulunan yumuşak çimenli bir tepecikti. Harita oraya ulaştığında dördüncü daire aydınlanıyor ve gökyüzünde yeni bir şekil gösteriyordu. Piko haritayı, yolları bilen sakin kaplumbağa Nara'dan ödünç almıştı. Nara çıkmadan önce haritanın kenarındaki üç işareti göstermişti: yuvarlak taş, yaprak biçimli su çanağı ve üç dala ayrılan çalı. “Bunları sırayla bulursan açık yolu tanırsın,” demişti.
Piko yola koyuldu. Akşam ışığı yapraklarda yumuşakça parlıyor, ateşböcekleri yol kenarında küçük sarı noktalar gibi süzülüyordu. İlk yuvarlak taşın yanında haritadaki birinci yıldız ışıldadı. Su çanağına gelince ikincisi yandı. Üç dallı çalının önünde ise mavi çizgi birden bulanıklaştı. Haritanın ortasına düşen su damlası, çizginin ikiye ayrıldığı yeri kapatmıştı. Piko damlayı silmek için parmağını uzattı, sonra durdu. Harita inceydi; acele ederse işareti bozabilirdi.
Çalının ilerisinde yol ikiye ayrılıyordu. Sağdaki yol geniş ve düzdü; kenarında birkaç soluk beyaz taş vardı. Soldaki yol gümüş yaprakların arasından kıvrılıyor ve daha kısa görünüyordu. Piko bir an soldan gitmek istedi, fakat haritadaki yol hâlâ görünmüyordu. Göğsündeki ışık hızlıca yanıp söndü. Piko şaşırdığını anladı. Haritayı iki eliyle düz tuttu ve, “Görmediğim bir işaretin peşinden gitmeyeceğim. Önce bakacağım, sonra yardım isteyeceğim,” dedi. Harita çantasındaki küçük bakır çanı bir kez çaldı ve bulunduğu yerden ayrılmadan bekledi.
Bir süre sonra Nara, sırtındaki minik fenerle geldi. “Buradayım Piko. Neyi fark ettin?” diye sordu. Piko haritayı uzatmadan gördüklerini anlattı: “Çizgi su damlasının altında kaldı. İki yol var. Sağdaki geniş, ama işaretleri az. Soldaki kısa görünüyor; üzerinde tanıdık bir taş yok. Yanlış yola girmek istemiyorum.” Nara başını salladı. “İyi ki durdun. Haritayı silmek yerine işaretleri karşılaştıralım.”
İkisi haritaya birlikte baktı. Damlanın altında kalan bölümde küçük beyaz noktalar seçiliyordu. Piko haritayı ışığa eğdi. “Bunlar taş olabilir mi?” diye sordu. “Evet,” dedi Nara. “Gümüş Tepe yolundaki beyaz taşlar aynı aralıkta durur.” Piko sağdaki yola dikkatle baktı. İlk taş çalının yanındaydı; ikincisi biraz ileride, üçüncüsü onun arkasındaydı. Soldaki kıvrımlı yolda ise gümüş yapraklardan başka işaret yoktu. Piko kararını verdi: “Beyaz taşların izini takip edeceğim. Bu yol açık ve işaretli. Nara, bir süre yanımda yürür müsün?”
“Elbette,” dedi Nara. “Yolu sen bulacaksın; ben yanında olacağım.” Piko haritayı açık tuttu ve sağdaki yola yöneldi. Her beyaz taşta durup haritaya baktı. Yol, küçük su çanağının yanından geçti; ikinci yıldız yeniden parladı. Üç dallı çalı geride kalınca mavi çizgi bu kez açıkça tepeye uzandı. Piko'nun adımları rahatladı. Soldaki gümüş yapraklar uzaktan güzel görünüyordu, ama açık ve işaretli yolun nereye gittiğini artık biliyordu.
Gümüş Tepe'nin üstündeki düz seyir taşına vardıklarında gökyüzü lacivert bir örtü gibi genişlemişti. Koruluğun dostları da geldi: dallara konan minik kuşlar, çimenlerden çıkan tavşanlar ve ışıklarıyla havada süzülen ateşböcekleri. Piko haritayı taşın üzerine koydu. İlk üç yıldız parladı, fakat dördüncü daire boş kaldı. Piko şaşkınlıkla, “Yolu bulduk. Harita neden hâlâ tamamlanmadı?” diye sordu.
Nara gülümsedi. “Harita bazen yere değil, gökyüzüne de bakmamızı ister.” Piko haritayı eline aldı. Üç yıldızın gökyüzündeki karşılıklarını aradı, sonra haritayı yavaşça döndürdü. Mavi çizgiler yukarıdaki noktalarla aynı hizaya geldi. Dördüncü dairenin kenarında, daha önce görmediği incecik saydam bir kapak fark etti. Piko kapağın üzerindeki küçük yıldız işaretine dokundu. Kapak kolayca açıldı. İçinde bir yıldız resmi değil, gökyüzünü görmeye yarayan minicik yuvarlak bir pencere vardı. Piko haritayı kaldırınca gerçek dördüncü yıldız bu pencereden göründü. Işık saydam yüzeye vurdu ve boş daire altın rengiyle doldu.
Haritanın mavi çizgileri dört yıldızı birleştirerek yaprağa benzeyen yeni bir şekil oluşturdu. “Bakın!” dedi Piko. Ateşböcekleri gökteki şekli taklit eder gibi küçük bir yaprak biçiminde süzüldü. Herkes sessizce yukarı baktı. Nara Piko'nun yanına oturdu. “Yıldız Haritası sana yolu gösterdi,” dedi, “sen de durup düşünerek yolu buldun.” Piko'nun göğüs ışığı yavaş ve düzenli yanıyordu. “Harita sessiz kalınca yardım istedim,” dedi. “Sonra işaretli yolu kendim seçtim.”
Akşam serinliği artınca Piko haritayı yumuşak kılıfına yerleştirdi. Dördüncü daire artık kapanmış değildi; kılıfın içinden bile hafifçe parlıyordu. Dönüşte Piko beyaz taşları birer birer gördü. Soldaki gümüş yapraklı kıvrımın yanından geçerken haritaya baktı, sonra gülümseyerek açık yola devam etti. Gizli Koruluk'a döndüklerinde yıldızlar çoğalmış, yaprakların arasındaki ışıklar gökyüzüne küçük cevaplar vermeye başlamıştı.
Piko Yıldız Haritası'nı Nara'ya uzattı. “Yeni bir şekil keşfettin,” dedi Nara. Piko başını salladı. “Harita yalnızca nereye gideceğimizi değil, ne zaman durup bakacağımızı da gösterdi.” O gece Piko ve koruluk dostları seyir taşının çevresinde oturup yaprak biçimli yıldızları izlediler. Piko'nun ışığı gökteki dört yıldızla aynı ritimde parladı. Yıldız Haritası güvenle saklandı; saydam penceresinde ise yeni bir ışık kaldı. Gizli Koruluk'un sakin yollarında yıldız gezisi böylece tamamlandı.