Robot Piko ve Dostluk Feneri
Robot Piko fenerle keşfe çıkmak, Duru ise ışıklı yaprakları çizmek ister. Birbirlerini dinleyen iki arkadaş, Rüzgar Tepesi’nde ortak bir keşfe çıkar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Robot Piko, Rüzgar Tepesi’ndeki kulübesinin önünde oturmuş, yuvarlak bir feneri yumuşak bir bezle siliyordu. Feneri rafın arkasında, boş saksıların yanında bulmuştu. Sincap Duru da yanına çömelmiş, fenerin gövdesindeki yaprak biçimli deliklere bakıyordu. Ihlamurun dalları usulca sallanıyor, yere serilen örtünün bir ucunu öğleden sonra güneşi ısıtıyordu.
Sapındaki küçük levhada “Dostluk Feneri” yazıyordu. Fenerin bir yüzünde de düz bir cam vardı. Piko düğmeye dokununca içindeki küçük lamba yandı. Deliklerden süzülen sarı ışık, kulübenin gölgeli duvarına yaprak şekilleri düşürdü. Duru, defterini açıp hemen bir yaprak çizmeye başladı. Piko ise feneri kaldırıp duvardaki ışığın nasıl yer değiştirdiğini izledi.
“Bununla bahçeyi dolaşalım!” dedi Piko. “Işık taşların üstünde nasıl görünecek, merak ediyorum. Belki kocaman bir yaprak buluruz.” Nane yeşili parmaklarını sapın çevresine doladı. Kulübenin önünden başlayıp çiçeklerin arasından geçen geniş patikaya baktı. Patika bahçenin çevresinde dolanıyor, sonra yeniden kulübeye dönüyordu.
Duru ise örtünün üstüne rahatça yerleşmişti. Defterinin boş sayfasını düzeltti. “Ben burada kalmak istiyorum,” dedi. “Şu ışıklı yaprağın yanına bir tane daha çizeceğim.” Tam kalemini kâğıda dokunduracakken Piko bir adım attı. Duvardaki yaprak uzadı, sonra başka bir yere kaydı.
Duru’nun kalemi havada kaldı. “Böyle olunca şekli bitiremiyorum.” Piko feneri yeniden duvara çevirdi. Elinde fenerle bekledi ama gözleri patikanın kıvrımındaydı. Duru onun ayaklarına, sonra da yarım kalan çizgisine baktı. Birinin aklı yoldaydı, ötekinin aklı sayfada.
Piko, Duru’nun yanına çömeldi ve feneri yere bıraktı. Işıklı yaprak hemen duruldu. “Ben yürüyünce çizdiğin şekil değişiyor,” dedi. Duru başını salladı. “Evet. Ona biraz bakabilmek istiyorum. Bir de bu yumuşak ışıkta yan yana oturmak hoşuma gitti.”
Piko patikaya baktı, sonra yeniden Duru’ya döndü. “Ben de seninle dolaşmak istiyorum,” dedi. “Fenerin başka yerlerde nasıl ışık verdiğini görmek istiyorum. Yalnız gidersem sana gördüklerimi hemen gösteremem.” Duru defterini kapatmadı ama kalemini sayfanın üstüne bıraktı. Artık o da Piko’ya bakıyordu.
“Bulduklarını bana da göstermek istiyorsun,” dedi Duru. Piko’nun küçük yuvarlak gözleri parladı. “Evet!” Duru ayağa kalkıp fenerin yanına geldi. “Ben de yeni şekiller görmek isterim. Ama çizerken fenerin durması gerek.” Piko başını salladı. Birlikte bahçeye baktılar.
Patikanın yanında pürüzsüz bir taş vardı. Ihlamurun altında da alçak bir ahşap masa duruyordu. “Önce şu taşa kadar gitsek?” diye sordu Piko. “Feneri üstüne koyarız. Sen çizerken ben de ışığa bakarım. Sonra istersen masaya doğru yürürüz.”
Duru, masayla taş arasındaki yola baktı. Yol geniş ve düzdü; yan yana yürüyebilirlerdi. “Olur,” dedi. “Ama acele etmeyelim. Bir şekli bitirmeden feneri kaldırmayalım.” “Sen bitirince haber verirsin,” dedi Piko. “Ben de yolda merak ettiğim bir şey görürsem sana gösteririm.” Duru gülümsedi. Defterini kolunun altına aldı.
Piko feneri, Duru da defteriyle kalemini taşıdı. Patikaya birlikte adım attılar. Çiçeklerin kokusu hafifçe havaya karışıyordu. Piko bu kez adımlarını arkadaşının adımlarına uydurdu. Duru da arada durup etrafa bakıyordu. Böyle yürüyünce Piko, çitlerin dibindeki yuvarlak yaprakları daha önce fark etmediğini anladı.
Düz taşa vardıklarında Piko feneri dikkatle yerleştirdi. Taşın üstünde sarı bir yaprak belirdi. Duru defterini dizlerine koydu. Kalemi bu kez durmadan ilerledi. Piko da hemen yanında çömeldi. Çizginin kıvrılışına bakmak, ışığın patikada gezinmesini izlemekten başka türlü eğlenceliydi.
Piko yerdeki kuru bir yaprağı aldı ve ışığın önünde tuttu. Taşın üstünde ince, koyu bir şekil belirdi. “Sence bu neye benziyor?” diye sordu. Duru bir yandan çizerek baktı. “Küçük bir kayığa!” Piko yaprağı kıpırdatmadan tuttu. Duru, ışıklı şeklin yanına minicik bir kayık çizdi. Sonra kalemini kaldırdı. “Tamam, şimdi yürüyebiliriz.”
Yolun devamında feneri bu kez Duru taşımak istedi. Piko sapı ona uzatıp defteri aldı. Sarı yapraklar yerde usulca ilerlerken Piko parmağıyla birini gösterdi. “Bak, bu çiçeğin yanına kondu.” Duru durup baktı. Sonra feneri biraz alçalttı. Işıklı yaprak küçüldü. İkisi de gülümsedi; bahçenin aynı köşesi başka türlü görünmüştü.
Ihlamurun altındaki masaya vardıklarında Duru feneri ortasına koydu. Piko defteri masaya bıraktı. Ağacın yaprakları yukarıda kımıldıyordu ama masadaki ışık sakindi. Duru yeni bir sayfa açtı. Piko fenerin düz camlı yüzünü deftere çevirdi. Elini ışığın önüne uzatınca sayfaya yuvarlak parmaklarının gölgesi düştü. Duru kendi patisini onun yanına koydu. Kâğıtta biri geniş, biri küçük iki şekil yan yana durdu.
“Bunları da çizelim mi?” diye sordu Duru. “Çizelim,” dedi Piko. Önce Piko elini kıpırdatmadan tuttu, Duru onun gölgesinin çevresini çizdi. Sonra kalemi Piko aldı. Duru’nun patisinin gölgesinin çevresinde yavaşça dolaştırdı. Sayfada artık iki iz vardı. Duru aralarına feneri ekledi. Piko da altlarına kıvrılan bir bahçe yolu çizdi.
Ihlamurun yaprakları hafifçe hışırdadı. Piko, yolun başında gördükleri yuvarlak yaprakları hatırladı. “Yarın onlara da bakabiliriz,” dedi. Duru kalemini defterin arasına koydu. “Yanımıza bu defteri alırız.” Piko feneri hafifçe çevirince küçük bir sarı yaprak ikisinin arasına düştü. Bu kez ışık yerinde kaldı. Duru kuyruğunu yanına topladı. Piko biraz daha yakınına oturdu. Dostluk Feneri, açık defterin kenarında usulca parlıyordu.