Prenses Ada ve Mercan Haritası
Prenses Ada, Mercan Haritası’yla Fısıldayan Çayır’ın sakinlerini tanımaya çıkar. Haritadaki yol minik denizatlarının dinlenme yerine uzanınca dostlarıyla başka bir geçit arar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Prenses Ada, Mercan Haritası’nı düz bir taşın üzerine serdi. Fısıldayan Çayır’ın uzun deniz otları, suyla birlikte usul usul eğiliyordu. Otların arasından geçen akıntı, sanki alçak sesle bir şarkı söylüyordu. Ada, inci renkli kuyruğunu kıvırıp haritadaki küçük resimlere yaklaştı.
Harita, geniş bir yosun yaprağından yapılmıştı. Üzerindeki mercan rengi çizgi, çayırın ortasından geçip küçük bir mercan kemerine ulaşıyordu. Çizginin yanlarında bir kabuk, bir denizatı ve yuvarlak bir taş resmi vardı. Ada, kemerin resmine parmağıyla hafifçe dokundu.
— Bugün bu yolun çevresinde kimlerin yaşadığını öğrenmek istiyorum. Belki komşularımızla tanışırız, dedi.
Yanındaki küçük mavi balık Pırı, heyecanla yüzgeçlerini oynattı. Ada’ya gezilerinde eşlik eden yetişkin deniz kaplumbağası Tuma da haritaya baktı. Ön yüzgeciyle geniş kum yolunu gösterdi.
— Buradan birlikte ilerleyebiliriz. Acelemiz yok. Dönüşte de geldiğimiz yolu izleriz, dedi Tuma.
Ada haritayı katlayıp yosun çantasına yerleştirdi. Üç arkadaş, otların arasına dalmadan kum yoluna çıktılar. Pırı önden uzaklaşmıyor, arada dönüp Ada ile Tuma’ya bakıyordu.
İlk olarak benekli kabuğu olan küçük bir deniz salyangozu gördüler. Salyangoz, düz bir taşın üzerinde yavaşça ilerliyordu. Ardında incecik, parlak bir iz kalıyordu.
— Merhaba, dedi Ada. Şu kıvrımlı izi sen mi yaptın?
Salyangoz başını kaldırdı.
— Evet. Benim yollarım biraz kıvrımlı olur.
Pırı, salyangozun taşın kenarında dönmesini bekledi. Salyangoz dönerken kabuğundaki benekler ışıldadı. Ada, daha yakından bakmak istedi ama salyangozun önüne geçmedi. Olduğu yerde durup başını biraz yana eğdi.
— Kabuğunda küçük küçük bulutlar var sanki, dedi.
Salyangoz gülümseyerek yoluna devam etti. Arkadaşlar da ona veda edip haritadaki kıvrıma doğru ilerlediler.
Kıvrıma geldiklerinde Ada yeniden durdu. Haritadaki çizgi, iki uzun deniz otu demetinin arasından geçiyordu. Ama o dar aralık artık boş değildi. Minicik denizatları, kuyruklarıyla otlara tutunmuş, suyun hafif hareketiyle sallanıyordu. Yanlarında, sarı benekli bir denizatı bekliyordu.
Pırı usulca Ada’nın yanına çekildi. Tuma, yavrulara yaklaşmadan kum yolunda durdu. Ada da kuyruğunu yavaşça topladı.
— Merhaba, dedi Ada. Haritamızdaki yol buradan geçiyor. Sizi rahatsız etmeden ilerleyebileceğimiz bir yer var mı?
— Bugün yavrular burada dinleniyor, dedi denizatı. Şu iki ot demetinin arasını boş bırakırsanız rahat ederler. Kuyrukları henüz pek küçük.
Ada mercan kemerini görmeyi çok istiyordu. Haritaya, sonra yan yana sallanan minik denizatlarına baktı. Bir an dudaklarını büzdü. Ardından haritayı yeniden açıp genişçe tuttu.
— Öyleyse buradan geçmeyelim. Başka bir yol bulabiliriz.
Üç arkadaş, yavruların dinlendiği yerden biraz uzaklaşıp düz bir kumluğa döndüler. Ada haritadaki çizgiyi parmağıyla izledi. Çizgi hep aynı dar aralığa çıkıyordu. Haritada başka yol görünmüyordu.
— Harita çizildiğinde burası boşmuş, dedi Tuma. Şimdi çayırın bu köşesinde yeni komşularımız var.
Pırı, kumun üzerinde yan yana duran küçük çukurları fark etti. Çukurlar, geniş bir taşın arkasına doğru uzanıyordu. Tam o sırada taşın yanından bir yengeç çıktı.
— Ben Kumuk, dedi yengeç. Bir şey mi arıyorsunuz?
Ada haritayı, Kumuk’un rahatça görebileceği yere tuttu.
— Mercan kemerine gitmek istiyoruz. Ama denizatlarının dinlenme yerinden geçmeyeceğiz. Bildiğin geniş bir yol var mı?
Kumuk kıskacını kumluğun sağ yanına çevirdi.
— Şuradaki yuvarlak taşı görüyor musunuz? Onun arkasında geniş bir yol var. Otların çevresinden dolaşıp kemere varıyor. Evim de o yolun kenarında.
Tuma gösterilen yere baktı. Yuvarlak taşın arkasından uzanan kum şeridi açıkça görünüyordu.
— Burası geniş ve sakin, dedi. Birlikte ilerleyebiliriz.
Yola koyulmadan önce Ada, haritasındaki yuvarlak taş resmini buldu. Taşın yanına küçük bir nokta koydu. Pırı da kumdaki taşla resimdeki taşı sırayla işaret etti. Böylece yeni yolun nereden başladığını iyice gördüler. Kumuk, onlara taşın çevresinde eşlik etti.
Yeni yol, çayırın kenarında yumuşak bir yay çiziyordu. Burada otlar daha seyrek, kumluk daha genişti. Ada’nın kuyruğu hiçbir ota değmeden ilerliyordu. Pırı, yaprakların ucunda sallanan küçücük kabarcıklara baktı. Kumuk ise bir taşın altındaki gölgeli oyukta durdu.
— Burası benim evim, dedi.
Ada oyuğun içine eğilmedi. Kumluğun üzerinde kalıp Kumuk’un kapı önüne dizdiği pürüzsüz taşlara baktı.
— Şu benekli taş ne güzel!
— Onu su buraya getirdi, dedi Kumuk. Sabahları yanında oturmayı severim.
Pırı, benekli taşın çevresinde kendine yetecek kadar yer buldu ve küçük bir halka çizerek yüzdü. Kumuk da olduğu yerde yan yan iki adım attı. Ada onların bu sessiz dansına gülümsedi.
— Bize yolu gösterdiğin için teşekkür ederiz, dedi.
Kumuk kıskacını salladı.
— Kemer şuradaki kum yolunun sonunda. Ben biraz evimde dinleneceğim.
Biraz sonra mercan kemeri göründü. Kemerin altından geçmelerine gerek yoktu; geniş kumluktan bakınca bütün renkleri görebiliyorlardı. Pembe mercanların üzerinde ışık desenleri dolaşıyordu. Yüzeylerindeki çiçeğe benzeyen minicik kollar usulca açılıp kapanıyordu.
Ada, Tuma’nın yanında durdu. Pırı da onun omzunun hizasında yüzdü. Üçü, bir süre hiç konuşmadan renkleri izledi.
— Burada ne çok komşumuz varmış, dedi Ada sonunda.
— Ben de şu kabarcıkları izliyorum, dedi Pırı. Her biri başka yana gidiyor!
Ada, deniz kalemini çıkarıp haritasına yeni kum yolunu çizdi. Yuvarlak taşı ve Kumuk’un gösterdiği dönüşü ekledi. Taşın yanına küçük bir yengeç resmi yaptı. Denizatlarının dinlendiği yere de birkaç uzun ot çizdi. Dar aralıktan geçen eski çizgiyi sildi. Yeni çizgiyi otlardan uzakta, geniş bir kıvrımla kemere bağladı.
Dönüşte yine aynı kum yolunu izlediler. Denizatı ailesinin yakınından geçerken Ada uzaktan el salladı. Sarı benekli denizatı da başıyla selam verdi. Yavrular hâlâ otlara tutunup usulca sallanıyordu.
— İyi dinlenmeler, diye fısıldadı Ada.
Fısıldayan Çayır’ın başlangıcındaki düz taşa vardıklarında Ada haritayı son kez açtı. Pırı, yeni çizginin üzerinde yavaşça yüzdü; sanki haritadaki yolu bir kez daha geziyordu. Tuma, Ada’nın yanına yerleşti. Deniz otları çevrelerinde yine o yumuşak fısıltıyla eğilip doğruluyordu.
Ada haritayı özenle katladı. Sonra çantasını kapatıp iki dostunun yanına sokuldu. Eve doğru birlikte süzülürken arkasına dönüp çayıra baktı. Uzakta Kumuk, benekli taşının yanında kıskacını sallıyordu. Ada da elini kaldırdı. Çayırın fısıltısı, üç arkadaş gözden kaybolana kadar onlara eşlik etti.