Masal Odası
Uyku Masalları

Mina ve Sessiz Fener

Mina, Çınar Ormanı'ndaki evinde uykuya hazırlanırken Sessiz Fener'in ışığını fazla parlak bulur. Annesinden yardım ister ve odası için yumuşacık bir ışık seçer.

3-5 yaş 11 dakika Uyku öncesine uygun Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

3-5 yaş için diğer masallar

Mina ve Sessiz Fener
Tarayıcı seslendirmesi Mina ve Sessiz Fener
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Mina, Çınar Ormanı'ndaki küçük evin penceresinin önündeki alçak masaya bir yaprak koydu. Yaprak, düz bir tabağın içinde duruyordu. Dışarıda çınar dalları hafifçe sallandı. Mina, yaprağın kıvrılan ucuna baktı. Sonra yatağındaki bez tavşanı aldı. Tavşanın bir kulağını düzeltti ve onu yastığının yanına oturttu.

“Burada rahat mısın?” diye sordu.

Tavşan sessizce duruyordu. Mina onun yanına küçük bir kumaş parçası serdi. Bu, tavşanın battaniyesiydi. Kendi battaniyesi de yatağın ucunda bekliyordu. Mina bu akşam odasında küçük bir ışık olsun istiyordu. Tavşanını yatarken görebilmek hoşuna gidiyordu.

Annesi kapıda göründü. Elinde yuvarlak gövdeli bir fener vardı. Fenerin geniş bir tabanı, kısa bir sapı vardı. Yanında da yaprak biçiminde yeşil bir düğme duruyordu. Annesi feneri masanın ortasına bıraktı. Sonra Mina'nın yanına oturdu.

Bu, Sessiz Fener'di. İçinde ayın bıraktığı minicik bir ışık saklıydı. Fener ne tıkırdar ne de şarkı söylerdi. Işığı açılınca odada usulca parlardı. Mina, fenerin yuvarlak gövdesine baktı. Sanki küçük bir armut, masanın üstünde dinleniyordu.

“Bu gece burada dursun mu?” diye sordu annesi.

Mina başını salladı.

“Dursun. Tavşanım da görsün.”

Annesi gülümsedi. Feneri masanın ortasında bıraktı. Mina'nın yaprağı da fenerin yanındaydı. Biri ormandan gelmişti. Ötekinin içinde ay ışığı vardı. Mina ikisinin yan yana durmasını sevdi.

Mina, tavşanının kumaşını biraz çekti. Tavşanın ayakları örtünün dışında kalmıştı. Onları da örttü. Sonra kendi yastığını iki eliyle düzeltti. Yastığın üzerindeki küçük çiçekler yukarı bakıyordu. Mina en büyük çiçeğin yanına yanağını koymayı severdi. Daha başını koymadı. Önce feneri görmek istedi.

Annesi yeşil düğmeyi hafifçe çevirdi. Sessiz Fener'in ışığı uyandı. Masada sarı bir aydınlık belirdi. Sonra duvar, sandalye ve yatak da aydınlandı. Işık Mina'nın yastığına kadar uzandı. Mina tavşanını gördü. Ama gözlerini biraz kısması gerekti. Işık, istediğinden daha parlaktı.

Mina yüzünü biraz yana çevirdi. Fener masada sessizce duruyordu. Tavşanın düğme gözleri de ışıkta parlıyordu. Mina, annesine döndü.

“Çok parlak,” dedi.

Bunu söylerken elini gözlerinin önüne koydu. Uyumak için hazırlanıyordu. Odayı iyice aydınlatan bu ışık yerine küçük, yumuşak bir ışık istiyordu.

Annesi Mina'nın yanına çömeldi.

“Nasıl bir ışık istersin?” diye sordu.

Mina elini gözlerinin önünden indirdi. Masaya, sonra yatağına baktı. Tavşanını görebilmek istiyordu. Ama ışığın yüzüne bu kadar çok gelmesini istemiyordu. Bir süre sessizce düşündü.

Mina, feneri olduğu yerde bıraktı. Ellerini kucağına koydu. Annesi yanında bekledi. Pencerenin dışından bir yaprağın hışırtısı geldi. Mina küçük parmağıyla fenerin yanındaki yeşil düğmeyi gösterdi. Daha önce bu düğmeyi kendisi çevirmemişti. Onun ne yaptığını öğrenmek istedi.

“Bana yardım eder misin?” dedi.

“Ederim,” dedi annesi.

Mina biraz yaklaştı. Annesi de masanın yanına oturdu. İkisi artık feneri rahatça görebiliyordu. Annesi bir eliyle geniş tabanı tuttu. Öteki eliyle yeşil yaprağı gösterdi. Düğme, Mina'nın küçük elinin yetişebileceği yerdeydi.

“Bu yaprağı yavaşça çevirince ışık azalır,” dedi annesi.

Mina düğmeye baktı.

“Azıcık olsun,” dedi. “Tavşanımı görecek kadar.”

Annesi başını salladı.

“Öyle yapabiliriz. Ben feneri tutayım. Sen yaprağı çevirebilirsin.”

Mina, annesinin eline baktı. Fener masanın üzerinde sabit duruyordu. Yeşil yaprak da önündeydi.

Mina iki parmağını düğmenin üzerine koydu. Yavaşça çevirdi. Fenerin içindeki ay ışığı biraz küçüldü. Duvarın üzerindeki aydınlık da azaldı. Mina elini durdurdu. Önce tavşanına baktı. Sonra yastığına baktı. Tavşanını hâlâ görebiliyordu. Işık da artık daha yumuşaktı.

“Biraz daha küçük olsun,” dedi Mina.

Annesi feneri tutmaya devam etti. Mina yaprağı çok az daha çevirdi. Sarı ışık şimdi küçük bir göl gibi masanın üzerinde duruyordu. Masanın kenarından yatağa ince bir aydınlık uzanıyordu. Mina gözlerini kısmadan odasına baktı.

Bu ışıkla yastığındaki çiçeği seçebiliyordu. Tavşanın kulağını da görüyordu. Pencerenin yanındaki yaprak, tabağın içinde sakince yatıyordu. Fener bütün odayı parlak yapmıyordu. Yalnızca yakınındaki şeyleri yumuşakça aydınlatıyordu. Mina'nın istediği de buydu. Parmağını yeşil düğmeden çekti ve gülümsedi.

“Böyle kalsın,” dedi.

Annesi elini fenerin tabanından çekti.

“Tamam.”

Mina, yatağının kenarına oturdu. Işığın oradan nasıl göründüğüne baktı. Şimdi gözlerini rahatça açık tutabiliyordu. Tavşanının bir kulağı yastığa yaslanmıştı. Öteki kulağı yukarıdaydı. Mina onu düzeltmek yerine olduğu gibi bıraktı.

“Bir kulağı hâlâ dinliyor,” dedi Mina.

Annesi gülümsedi.

“Neyi dinliyor olabilir?”

Mina pencereye baktı.

“Yaprakları.”

Dışarıdaki çınar, dallarını ağır ağır sallıyordu. Yapraklar birbirine değince hafif bir ses çıkıyordu. Mina tavşanını kucağına aldı. İkisi birlikte bu sesi dinledi. Fener hiç ses çıkarmadı.

Mina tavşanını yeniden yatağa bıraktı. Sonra masadaki yaprağın yanına gitti. Yaprağı tabağın içinde usulca çevirdi. Yuvarlak tarafı şimdi fenere bakıyordu. Işık, yaprağın içindeki ince çizgileri gösterdi. Mina bu çizgilere parmağıyla dokunmadı. Yalnızca yakından baktı. Çizgiler küçük yollara benziyordu.

“Bunun da yolları var,” dedi.

Annesi yaprağın yanına eğildi.

“Var gibi görünüyor.”

Mina gözleriyle en uzun çizgiyi izledi. Çizgi yaprağın ortasından ucuna kadar gidiyordu. Sonra yanlara ayrılan küçük çizgilere baktı. Aklına evlerinin önündeki yol geldi. O yolun kenarında da çınarlar vardı.

Mina o yolu annesiyle yürürdü. Bazen bir yaprağın rengini gösterirdi. Bazen de yerdeki yuvarlak taşlara bakardı. Bu akşam dışarı çıkmak istemiyordu. Ayaklarının altında odasının yumuşak halısı vardı. Tavşanı yatağında bekliyordu. Yaprağı da burada, fenerin hemen yanında duruyordu.

Annesi pencerenin perdesini yavaşça çekti. Perdenin iki ucu ortada buluştu. Çınar dallarının sesi yine hafifçe duyuluyordu. Yaprak, perdenin önündeki masada kaldı. Fenerin küçük ışığı ona da yetişiyordu. Mina tabağı masanın ortasına doğru biraz itti. Sonra ellerini annesine uzattı.

Birlikte banyoya gittiler. Mina küçük basamağına çıktı. Annesi yanında durdu. Mina ellerini ıslattı. Sabunu avuçlarının arasında gezdirdi. Suyla durulayınca parmaklarında birkaç küçük damla kaldı. Annesi havluyu uzattı. Mina önce bir elini, sonra ötekini kuruladı. Havluyu yerine bırakmasına annesi yardım etti.

Dişlerini de birlikte fırçaladılar. Mina ağzını duruladı. Aynada mavi pijamasının yuvarlak düğmelerini gördü. Parmaklarıyla en üstteki düğmeyi gösterdi.

“Bu da küçük,” dedi.

Annesi gülümsedi. Sonra Mina'nın elini tuttu. Koridordan geçip Mina'nın odasına döndüler. Kapıdan içeri girince masanın üzerindeki yumuşak ışık onları karşıladı.

Sessiz Fener bıraktıkları yerdeydi. Yaprak, tabağında duruyordu. Bez tavşan da yastığın yanından bakıyordu. Mina yatağına yaklaştı. Tavşanı kollarının arasına aldı. Kumaşı yanağına değdi. Sonra onu biraz yana kaydırdı. Kendisine de yer açtı. Bu kez yastığındaki büyük çiçeğin üzerine başını koydu.

Annesi battaniyeyi Mina'nın ayaklarına kadar örttü. Mina bir dizini hafifçe kıvırdı. Battaniyenin altında rahat bir yer buldu. Tavşanının küçük örtüsünü de eliyle düzeltti. İkisinin yüzü de dışarıda kaldı. Annesi yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Mina, onun elini tutmak için kolunu uzattı.

“Burada biraz oturur musun?” diye sordu.

“Otururum,” dedi annesi.

Mina'nın eli annesinin avucunda durdu. Bir şey söylemeden oturdular. Odada acele eden hiçbir şey yoktu. Perde yerindeydi. Battaniye yerindeydi. Sessiz Fener'in ışığı da Mina'nın seçtiği kadar küçüktü. Tavşan, Mina'nın koluna yaslanmıştı.

Mina, masadaki yaprağı yatağından da görebiliyordu. Şimdi yaprak ona küçük bir örtü gibi göründü. Bir karınca için büyükçe bir örtü olabilirdi. Mina bunu annesine söyledi.

“Yaprak kime örtü olur?”

Annesi bir an düşündü.

“Belki minicik bir böceğe,” dedi.

Mina kendi battaniyesine baktı.

“Benim örtüm bu,” dedi.

Sonra tavşanının üstündeki kumaşı gösterdi.

“Onunki de bu.”

Annesi başını salladı. Mina tavşanın burnuna hafifçe dokundu. Artık onun için başka bir şey hazırlaması gerekmiyordu. Yatağı hazırdı. Örtüsü hazırdı. Mina'nın kendi yatağı da hazırdı. Ellerini yeniden battaniyenin üzerine koydu.

Pencerenin dışında akşam yerini geceye bırakmıştı. Çınar Ormanı'ndaki kuşlar yuvalarına çekilmişti. Dallar arasında duran bir serçe başını kanadına yaklaştırdı. Biraz ötede, alçak bir çalının altında bir tavşan otların üstüne uzandı. Mina bunları pencereden görmüyordu. Ama ormanın da yavaşladığını düşünmek hoşuna gidiyordu.

“Ağaçlar da dinlenir mi?” diye sordu.

Annesi pencereye baktı.

“Bu gece dalları sakin. Biz de dinlenebiliriz.”

Mina yastığa biraz daha yerleşti. Bu cevap ona yetti. Gözleri masaya döndü. Sessiz Fener'in içinde duran küçücük ay ışığı, yuvarlak gövdesini yumuşacık gösteriyordu. Mina ona el salladı.

“İyi geceler, fener,” dedi.

Sonra tabağa baktı.

“İyi geceler, yaprak.”

Tavşanını yanağına yaklaştırdı.

“Sana da.”

Annesi eğilip Mina'nın alnına bir öpücük kondurdu.

“İyi geceler, Mina.”

Mina annesinin elini bir kez daha hafifçe sıktı. Sonra elini bıraktı. Tavşanını iki kolunun arasına aldı. Battaniyesi omzuna kadar geliyordu.

Mina'nın gözleri ağırlaşmıştı. Onları kapatmadan önce küçük ışığa bir kez daha baktı. Işık tam istediği yerdeydi. Annesi de yanındaydı. Mina başını yana çevirdi. Tavşanının yumuşak kulağı parmaklarına değdi. Derin bir iç çekti. Gözlerini kapadı. Bir süre sonra usulca uykuya daldı.

Annesi sandalyede biraz daha oturdu. Sonra battaniyenin kenarını düzeltti. Sessiz Fener, alçak masada sessizce parlıyordu. Yanındaki yaprak kıpırdamıyordu. Dışarıda büyük çınarın dalları hafifçe sallandı. Küçük evde Mina, bez tavşanına sarılmış uyuyordu. Seçtiği yumuşak ışık, yatağının yanında sakince duruyordu.