Masal Odası
Uyku Masalları

Mavi Kirpi ve Yağmurun Yumuşak Şarkısı

Mavi Kirpi, yağmurun yumuşak seslerini dinlerken ince bir tınlama duyar. Annesiyle sesin kaynağını bulur ve kendi seçtiği çözümle huzurlu akşamına geri döner.

4-7 yaş 10 dakika Uyku öncesine uygun Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Mavi Kirpi ve Yağmurun Yumuşak Şarkısı
Tarayıcı seslendirmesi Mavi Kirpi ve Yağmurun Yumuşak Şarkısı
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Mavi Kirpi, pencerenin önündeki minderi iki patisiyle düzeltti. Bahçedeki iri yapraklara ilk yağmur damlaları düşüyordu. Her damla, yaprağın üstünde minicik bir boncuk gibi parlıyor, sonra toprağa kayıyordu. Mavi Kirpi ince örtüsünü dizlerine çekti. Burnuna ıslak toprak kokusu geldi. Kulaklarını biraz dikerek dinlemeye başladı.

Evleri, Mavi Dere’nin yanındaki papatyalı çayırdaydı. Pencereden hem bahçeyi hem de suyun kenarındaki söğüdün uzun dallarını görebiliyordu. Yağmur başlayınca papatyalar hafifçe eğilmiş, söğüdün yaprakları birbirine sokulmuştu. Annesi odanın öbür ucunda temiz örtüleri katlıyordu. Masadaki küçük lamba, odanın içine sarı bir ışık yayıyordu.

Girişin yanındaki üç saksı da buradan görünüyordu. Birinde nane, öbüründe geniş yapraklı bir çiçek vardı. Üçüncüsünde ise Mavi Kirpi’nin beklediği minik filiz yeni görünmüştü. Öğleden sonra ona su verirken iki küçük yaprağını dikkatle incelemişti. Şimdi filizin üstünde bir damla parlıyordu. Mavi Kirpi, damlanın yaprağın ucundan usulca toprağa kayışını izledi. Filiz hafifçe sallanıp yine doğruldu.

Önce geniş bir yapraktan tok bir “pıt” geldi. Sonra ince yaprakların üstünde “pıt pıt pıt” sesleri dolaştı. En arkada Mavi Dere, hiç acele etmeden şırıldıyordu. Mavi Kirpi bütün bu sesleri dinledi ve gülümsedi.

“Bunun adı Yağmurun Yumuşak Şarkısı olsun,” dedi.

Annesi katladığı örtüyü yanına bıraktı.

“Ben de duyuyorum,” diye fısıldadı. “Sanki her yaprak kendi sesini getiriyor.”

Mavi Kirpi, yatmadan önce bir süre bu şarkıyı dinlemek istedi. Annesi bazen böyle akşamlarda onun yanına oturur, sırtını usulca okşardı. O zaman yağmurun bütün sesleri birbirine karışırdı. Şimdi ise Mavi Kirpi aralarındaki farkları seçebiliyordu. Büyük yaprak suyu biraz tutuyor, dar yaprak damlayı hemen bırakıyordu. Başını minderine yaslayıp sıradaki yumuşak sesi bekledi.

Tam o sırada başka bir ses geldi.

“Tın!”

Mavi Kirpi başını kaldırdı. Biraz sonra aynı ince ses yeniden duyuldu. Yaprakların pıtırtısına benzemiyordu. Kısa, parlak bir sesti; her duyulduğunda öteki sesler arkasında kalıyordu. Mavi Kirpi gözlerini söğüdün dallarına çevirdi. Dallar usulca sallanıyordu ama tınlama sanki daha yakından geliyordu.

Dizlerindeki örtünün ucunu düzeltti. Şarkıyı dinlemek için hevesle oturmuştu. Şimdi ise hep o tınlamayı bekler olmuştu. Dudakları biraz aşağı kıvrıldı.

“Ben yaprakları duymak istiyordum,” diye mırıldandı.

Önce pencereyi kapatmayı düşündü. Sonra durdu. Pencere kapanırsa yağmurun yumuşak sesleri de azalacaktı. Örtüyü başına çekmek de istemiyordu; o zaman hiçbir sesi seçemezdi.

Mavi Kirpi patilerini minderin üstüne koydu ve bir süre kıpırdamadı. Hemen bir şey yapması gerekmiyordu. Önce sesin nereden geldiğini bulabilirdi. Başını bu kez kapıya doğru çevirdi. “Tın!” İşte, o tarafta daha belirgindi. Fakat hangi eşyanın böyle ses çıkardığını anlayamadı. Annesine baktı. Annesi son örtünün iki ucunu birleştiriyordu.

“Anne, benimle dinler misin?” diye sordu. “Yağmurun şarkısına ince bir ses karışıyor. Nereden geldiğini bulamadım.”

Annesi örtüyü yavaşça masaya bıraktı. Mavi Kirpi’nin yanına oturdu. Önce hiçbir şey söylemeden birlikte dinlediler. Damlalar yapraklara düştü. Dere şırıldadı. Sonra bir kez daha “tın” sesi geldi.

“Duydum,” dedi annesi. “Kapının önünden geliyor gibi. İstersen birlikte bakalım.”

Mavi Kirpi örtüsünü minderin üzerinde bıraktı. Annesinin elini tuttu. Kapıyı açtıklarında serin, temiz bir koku içeri doldu. Evin girişinin üstü kapalıydı. Yağmur dışarıdaki taşları ıslatıyor, çatının altındaki geniş bölüm kuru kalıyordu. İkisi kuru paspasın üstünde durdu. Mavi Kirpi bahçeye değil, sesin geldiği yakın köşeye baktı.

Orada bir saksı, küçük bir fırça ve Mavi Kirpi’nin teneke sulama kabı vardı. Saksının yapraklarında damlalar birikmişti. Fırça duvara dayanmış, sessizce duruyordu. Sulama kabının yuvarlak ağzıysa çatının kenarından süzülen damlanın tam altındaydı. Bir damla aşağı uzandı. Büyüdü, koptu ve kabın içine düştü.

“Tın!”

Mavi Kirpi’nin kulakları dikildi.

“Buldum! Şarkının arasına giren ses buymuş.”

Öğleden sonra saksılara su verirken kabı buraya kendisi koymuştu. Son saksıdaki filizin toprağını düzeltmek için eğilmiş, işi bitince de sulama kabını orada bırakmıştı. Hatta sapına minicik bir yaprak yapışmıştı; şimdi aynı yaprak hâlâ duruyordu. Mavi Kirpi kabı görünce her şeyi hatırladı.

“Yağmur buraya düşüyor, kap da tınlıyor,” dedi.

Annesi başını salladı.

“Evet. Aynı damla yaprağın üstünde başka, burada başka ses çıkarıyor.”

Mavi Kirpi kabın yanındaki saksıya baktı. Sonra kuru duvarın önündeki alçak rafa göz gezdirdi. Rafta küçük bir bezin yanında boş bir yer vardı. Kabı oraya koyarlarsa damlalar içine düşmeyecekti. Üstelik yarın saksılara su vermek istediğinde onu kolayca bulabilirdi.

“Pencereyi kapatmayacağım,” dedi. “Sulama kabını kuru bir yere taşıyacağım. Şu raf olur mu?”

“Olur,” dedi annesi. “Senin rahatça uzanabildiğin bir yer.”

Mavi Kirpi bir adım atıp durdu. Kabın sapı dış kenara bakıyordu.

“Önce sen bana doğru çevirir misin?” diye sordu. “Kuru yerde kalmak istiyorum.”

Annesi yanına çömeldi. Kabı kendilerine doğru yaklaştırdı. Dibinde azıcık su birikmişti. Mavi Kirpi sapı tuttu; annesi de elini sapın öbür yanına koydu. Birlikte, hiç acele etmeden kaldırdılar.

Kabın yerinden kalktığı anda yeni bir damla düştü. Bu kez taşın üstünde hafif bir “şap” duyuldu. Mavi Kirpi gülümsedi ama kabı hemen bırakmadı. Önce annesiyle birlikte rafa kadar taşıdı. Altına orada duran küçük bezi serdi, sonra kabı düzce yerleştirdi. Annesi elini çekince kap olduğu yerde kaldı. Sapındaki yaprağı da alıp saksının toprağına bıraktı.

“Burada dinlensin,” dedi Mavi Kirpi.

Annesi kabın üstünde kalan damlayı bezin bir ucuyla sildi. Mavi Kirpi de fırçayı duvara biraz daha düzgün dayadı. Raf artık düzenli görünüyordu. Yağmur dışarıda aynı yumuşaklıkla yağıyordu. İkisi bir süre kuru girişte durup dinledi. Tınlama duyulmadı. Çatının ucundan düşen damlalar taşta hafifçe dağılıyor, bahçedeki yapraklar pıtırdıyordu.

Mavi Kirpi şarkıyı dinlemek için odasına döndü. Minderi hâlâ pencerenin önündeydi. Örtüsünün kenarında oturduğu yerin küçük çukuru kalmıştı. Aynı yere kıvrıldı. Annesi bu kez kendi minderini de getirdi. Yan yana oturdular. Bir süre konuşmadılar. Mavi Kirpi önce iri yaprağı, sonra söğüdü, sonra da uzaktaki derenin sesini seçti. Hepsi yine duyuluyordu.

“İşte,” dedi, “Yağmurun Yumuşak Şarkısı.”

Şimdi dinlerken yalnızca tek bir ses beklemiyordu. Yakındaki damlalar biraz belirgin, uzaktakiler daha inceydi. Bazen iki yaprak aynı anda pıtlıyor, bazen aralarında küçücük bir boşluk kalıyordu. Mavi Kirpi bu boşluklarda derenin şırıltısını duyuyordu. Şarkı hep aynı değildi. Bazen yavaşlıyor, bazen yaprakların üstünde çoğalıyordu.

Annesi elini açıp mindere bıraktı. Mavi Kirpi onun avucuna, yağmur damlası taklidi yaparak parmağının ucuyla hafifçe dokundu. Bir kez, sonra iki kez daha. Annesi gülümsedi. O da Mavi Kirpi’nin patisine usulca dokundu. İkisi yağmuru taklit ederek sessizce oynadılar. Sonra Mavi Kirpi elini annesinin avucunda bıraktı. Söylenecek bir şey yoktu; yağmur ikisinin yerine de konuşuyor gibiydi.

Biraz sonra Mavi Kirpi’nin bakışları masadaki kâğıda takıldı. Sabah yarım bıraktığı bir bahçe resmi oradaydı. Resimde ev, söğüt ve derenin küçük bir parçası vardı. Mavi Kirpi minderinden kalkmadan kâğıdı istedi. Annesi kâğıtla birlikte mavi kalemi de uzattı. O da bahçenin üstüne birkaç yuvarlak damla çizdi. İri yaprağın yanına büyük, ince yaprağın yanına küçük bir damla koydu.

Resmin penceresine yuvarlak bir baş, minik bir burun çizdi. Mavi kalemle dikenlerine kısa çizgiler ekledi. Sonra annesini yanına yerleştirdi. Annesi kâğıdı tutarken Mavi Kirpi, ikisinin dizlerine geniş bir örtü yaptı.

“Resimde de beraberiz,” dedi.

Annesi pencerenin hemen altını gösterdi.

“Minderimizi de unutmayalım.”

Mavi Kirpi oraya yumuşak, yuvarlak bir minder ekledi. Resimde de ikisi yağmuru dinliyordu.

Kalemi masaya bıraktığında uzun bir esneme geldi. Ağzını patisiyle kapattı. Annesi kâğıdı yatağının yanındaki alçak masaya koydu. Mavi Kirpi minderden kalktı, örtüsünü kucağına aldı. Odanın içindeki sıcaklıkla bahçeden gelen serin koku birbirine karışmıştı. Yağmur artık camın alt kenarına da minicik noktalar çiziyordu. Annesi pencereyi biraz kapattı; sesler azaldı ama kaybolmadı.

Mavi Kirpi yatağına girince önce bir yana, sonra rahat ettiği öbür yana döndü. Yastığını kulağının altına çekti. Annesi örtüyü ayaklarına kadar düzeltti. Pencereden görünen yapraklar akşamın içinde koyulaşmıştı. Yağmurun sesi şimdi sanki odanın uzak köşesinden geliyordu. Mavi Kirpi gözlerini yarım kapattı.

“Anne, sulama kabı yarın yine şırıldayabilir,” dedi.

“Saksılara su verirken mi?”

“Evet. Ama şimdi rafta uyusun.”

Annesi hafifçe güldü. Yatağın yanında bir süre daha oturdu. Mavi Kirpi patisini uzattığında annesinin elini buldu. Birlikte, çatının üstündeki damlaları dinlediler. Sesler geliyor, sonra kendiliğinden yerini başka bir sese bırakıyordu. Mavi Kirpi’nin patisi annesinin avucunda gevşedi. Çizdiği resim yanı başındaydı, sulama kabı kuru raftaydı, annesi de hemen yanındaydı.

Dışarıda bir damla büyük yaprağın ucunda bekledi. Ardından alttaki küçük yaprağa kaydı. Küçük yaprak hafifçe sallandı; damla toprağa karıştı. Mavi Dere usulca akmaya devam etti.

Mavi Kirpi’nin gözleri kapandı. Son duyduğu şey tek bir ses değildi. Yaprak, toprak, çatı ve dere, Yağmurun Yumuşak Şarkısı’nı birlikte söylüyordu. O da sıcacık yatağında, bu yumuşak şarkının içinde uykuya daldı.