Masal Odası
Uyku Masalları

Mavi Kirpi ve Rüya Bahçesi: Gümüş Yaprak Masalı | Uyku Masalları

Mavi Kirpi, annesinin desteği ve Gümüş Yaprak’ın sakin hışırtısıyla karanlıkta da tanıdık, güvenli güzellikler bulmayı öğrenir.

5-8 yaş 10 dakika Uyku öncesine uygun Sesli anlatım
Mavi Kirpi ve Rüya Bahçesi: Gümüş Yaprak Masalı | Uyku Masalları
Yelda ile sesli masal Mavi Kirpi ve Rüya Bahçesi: Gümüş Yaprak Masalı | Uyku Masalları Sırada: Duru ve Sabır Tohumu: Küçük Fener Masalı | Eğitici Masallar
0:00 9:22
Okuma görünümü

Karanlık korkusu masalı o akşam, Mavi Kirpi’nin küçük odasında başladı. Oda sıcacıktı. Yatağın üzerindeki yeşil örtü düzgünce serilmiş, yumuşak yastık kabartılmıştı. Mutfaktan yeni pişmiş elmalı ekmeğin tatlı kokusu geliyordu. Pencerenin önündeki koltukta annesinin ördüğü sarı şal duruyordu. Her şey her zamanki yerindeydi. Yine de Mavi Kirpi, güneş bahçenin arkasında kaybolurken içinde küçük bir sıkıntı hissetti.

Mavi Kirpi’nin odası, evin arkasındaki Rüya Bahçesi’ne bakıyordu. Bahçede akşam olunca yapraklarını kapatan minik çiçekler, taşların arasından usulca uzanan kekikler ve rüzgâr estiğinde hafifçe sallanan uzun otlar vardı. En sevdiği bitki ise pencerenin tam karşısında büyüyen Gümüş Yaprak’tı. Bu bitkinin en üstteki yaprağı, ay ışığı değdiğinde küçük bir ayna gibi parlardı.

Mavi Kirpi her gece yatağına girmeden önce pencereye çıkar, Gümüş Yaprak’a el sallardı.

“İyi geceler, bahçe,” derdi. “İyi geceler, Gümüş Yaprak.”

O gece gökyüzünü kalın olmayan ama geniş bir bulut örtmüştü. Ay bulutun arkasında kalınca bahçedeki renkler yavaşça silindi. Taş yol seçilmez oldu. Çiçekler küçük gölgelere dönüştü. Gümüş Yaprak da parlamıyordu.

Mavi Kirpi pencereye yaklaşmak istedi, fakat iki adım sonra durdu. Kalbi biraz hızlı atıyordu. Karanlık, odanın köşelerini olduğundan daha uzak gösteriyordu. Koltuğun üzerindeki sarı şal bile ona kocaman, sessiz bir tepe gibi görünmüştü.

Annesi o sırada kapının önünden geçiyordu. Mavi Kirpi’nin durduğunu görünce içeri girdi.

“Bir şeye mi ihtiyacın var?” diye sordu.

Mavi Kirpi önce yere baktı. Sonra duygusunu saklamamaya karar verdi.

“Bahçe çok karanlık,” dedi. “Gümüş Yaprak’ı göremiyorum. Pencereye gitmek istiyorum ama biraz korkuyorum.”

Annesi onun yanına oturdu. Hemen perdeyi kapatmadı, bütün ışıkları da yakmadı. Yalnızca elini Mavi Kirpi’ye uzattı.

“Yanında durabilirim,” dedi. “Önce buradan bakarız. Sonra ne kadar yaklaşmak istediğine sen karar verirsin.”

Mavi Kirpi annesinin elini tuttu. Birlikte odanın ortasında beklediler. Acele etmediler. Mavi Kirpi önce saatin düzenli sesini duydu. Tik, tak, tik, tak. Ardından mutfakta soğumaya bırakılan çaydanlığın ince tıkırtısı geldi. Açık pencereden içeri kekik kokusu giriyordu.

Oda hâlâ loştu, fakat artık tamamen sessiz değildi. Üstelik sarı şalın yalnızca sarı bir şal olduğunu yeniden görebiliyordu.

“Bir adım atabilirim,” dedi Mavi Kirpi.

Annesi onunla birlikte bir adım attı. Sonra bir adım daha ilerlediler. Pencereye vardıklarında Mavi Kirpi burnunu cama yaklaştırdı. Bahçenin tamamını göremiyordu ama taş yolun ilk kıvrımını seçebiliyordu. Saksıların kenarları da belli belirsiz görünmeye başlamıştı.

“Gözlerim bahçeyi yavaş yavaş buluyor,” diye fısıldadı.

Tam o sırada hafif bir rüzgâr esti. Uzun otlar birbirine dokundu. Fısır fısır, diye yumuşak bir ses çıkardılar. Kekiklerin üzerindeki küçük gece damlaları kıpırdadı. Bahçenin köşesindeki tahta çan, tek bir sakin nota duyurdu.

Mavi Kirpi annesinin elini biraz daha sıkı tuttu.

“Bu sesleri gündüz de duyuyordum,” dedi.

“Evet,” dedi annesi. “Şimdi daha alçak sesle konuşuyorlar.”

Mavi Kirpi bir süre dinledi. Karanlıkta bahçe kaybolmamıştı. Yalnızca renkleri dinlenmeye çekilmiş gibiydi. Taş yol aynı yerdeydi. Saksılar aynı yerdeydi. Gümüş Yaprak da görünmese bile dalının üzerinde olmalıydı.

“Onu yine de görmek istiyorum,” dedi Mavi Kirpi.

Annesi pencerenin yanındaki küçük bahçe kapısını gösterdi. Kapının dışında üstü kapalı, güvenli bir veranda vardı. Duvarındaki minik lamba, yere bal rengi bir ışık bırakıyordu.

“Şalımızı alıp verandaya çıkabiliriz,” dedi. “Ben yanında olacağım. İstediğin anda geri döneriz.”

Mavi Kirpi biraz düşündü. Korkusu tümüyle gitmemişti. Fakat annesinin yanında, açık kapıdan görünen sıcak odayı ve verandadaki küçük lambayı fark edince başını salladı.

Annesi sarı şalı ikisinin omzuna örttü. Kapıyı açık bırakarak verandaya çıktılar. Evin içindeki ışık arkalarından ince, aydınlık bir yol gibi uzanıyordu. Mavi Kirpi önce kapının yanında durdu. Sonra bahçeye doğru küçük bir adım attı.

Rüya Bahçesi buradan farklı görünüyordu. Kapalı çiçekler minik uyku keselerine benziyordu. Otların gölgeleri toprağın üzerinde ince çizgiler çiziyordu. Uzakta olmayan Gümüş Yaprak’ın dalı, rüzgârla yavaşça sallanıyordu. Ancak yaprağın kendisi hâlâ parlamıyordu.

Mavi Kirpi ona seslendi.

“Gümüş Yaprak, orada mısın?”

Bahçeden hemen bir cevap gelmedi. Yalnızca yaprakların hafif hışırtısı duyuldu. Sonra rüzgâr Gümüş Yaprak’ın dalını çevirdi. Karanlığın içinden yumuşacık bir fısıltı yükseldi.

“Buradayım.”

Mavi Kirpi şaşkınlıkla gözlerini açtı. Ses, yaprağın ince kenarlarından gelmişti.

“Ay görünmeyince korkmuyor musun?” diye sordu.

Gümüş Yaprak hafifçe sallandı.

“Ay bazen görünür, bazen dinlenir,” diye fısıldadı. “Onu göremediğim zaman toprağın sıcaklığını, rüzgârın sesini ve dalımın beni nasıl tuttuğunu hissederim.”

Mavi Kirpi ayaklarının altındaki verandayı hissetti. Tahtalar sağlamdı. Omzunda annesinin sıcak şalı vardı. Eli hâlâ annesinin elindeydi. Arkasında evin açık kapısı, önünde tanıdığı bahçe duruyordu.

“Ben de karanlıkta tanıdığım şeyleri bulabilirim,” dedi.

Tam o sırada bulutun kenarı yavaşça açıldı. Ay ışığı önce taş yolun üzerine, sonra kekiklerin arasına düştü. En sonunda Gümüş Yaprak’ın ucuna ulaştı. Yaprak, üzerinde taşıdığı tek damlayla birlikte gümüş gibi ışıldadı.

Mavi Kirpi gülümsedi.

“İyi geceler, Gümüş Yaprak,” dedi. “Seni beklerken bahçenin seslerini duydum.”

Gümüş Yaprak rüzgârla bir kez eğildi. Sanki iyi geceler diyordu.

Bulut kısa süre sonra yeniden ayın önüne geçti. Yaprağın parıltısı kayboldu. Fakat Mavi Kirpi bu kez geri sıçramadı. Gümüş Yaprak’ı göremese de onun nerede olduğunu biliyordu. Hışırtısını duyabiliyor, ince dalının nasıl sallandığını zihninde canlandırabiliyordu.

“Şimdi odama dönebilirim,” dedi.

Annesiyle birlikte içeri girdiler. Sarı şalı yeniden koltuğa bıraktılar. Mavi Kirpi yatağına uzandı. Annesi küçük gece lambasını en kısık ışıkta açık bıraktı ve kapıyı biraz araladı.

Mavi Kirpi yorganını çenesine kadar çekti. Odadaki gölgeler yine vardı, ama artık hiçbiri ona yabancı görünmüyordu. Koltuğun üzerindeki şal, yumuşak bir şaldı. Masanın yanındaki uzun gölge, küçük lambanın ışığında uzayan kalem kutusuydu. Pencerenin ardındaki koyuluk ise Rüya Bahçesi’ydi.

Gözlerini kapatmadan önce bir kez daha dışarı baktı. Gümüş Yaprak görünmüyordu. Mavi Kirpi yine de gülümsedi.

“Orada olduğunu biliyorum,” diye fısıldadı.

Sonra saatin tik taklarını, otların hafif hışırtısını ve annesinin yakındaki odada çevirdiği kitabın sakin sesini dinledi. Kalbi artık yavaş ve düzenli atıyordu. Uykusu geldiğinde Rüya Bahçesi’ni düşündü. Düşünde taş yol ay ışığıyla parlıyor, kapalı çiçekler yumuşak yastıklar gibi sallanıyor, Gümüş Yaprak da gecenin ortasında sessizce ışıldıyordu.

Mavi Kirpi, sıcak yatağında güvenle uykuya daldı. Bahçe dışarıda dinlenirken küçük gece lambası odasında usulca yanmaya devam etti.