Masal Odası
Uyku Masalları

Küçük Ayı ve Yumuşak Bulut: Şarkı Söyleyen Taş Masalı | Uyku Masalları

Küçük Ayı, bir akşam şarkısını söylemeyen taşına yardım etmek ister. Yumuşak Bulut’la birlikte dinlemeyi, sabretmeyi ve yeni bir ezgi bulmayı dener.

4-8 yaş 10 dakika Uyku öncesine uygun Tarayıcı seslendirmesi
Küçük Ayı ve Yumuşak Bulut: Şarkı Söyleyen Taş Masalı | Uyku Masalları
Tarayıcı seslendirmesi Küçük Ayı ve Yumuşak Bulut: Şarkı Söyleyen Taş Masalı | Uyku Masalları Sırada: Yağmurdan Korkan Küçük Bulut
0:00
Okuma görünümü

Her akşam annesinin anlattığı sakinleştirici sesli masal bittiğinde, Küçük Ayı yumuşacık yorganına sokulur ve pencerenin önündeki gri taşı dinlerdi. Bu taşın ortasında, bir fındık kabuğu kadar küçük bir oyuk vardı. Gece esintisi oyuğun içinden geçince taş, ince ve tatlı bir ses çıkarırdı:

“Fuuu, liii, fuuu...”

Küçük Ayı bu ezgiyi duyunca gözlerini kapatırdı. Ona göre taş, gün boyunca yorulan yapraklara, çiçeklere ve küçük yuvalara iyi geceler şarkısı söylüyordu.

O akşam evin içi her zamanki gibi sıcaktı. Ocakta yanan odunlar hafifçe çıtırdıyor, raftaki kavanozlardan ıhlamur kokusu geliyordu. Küçük Ayı dişlerini fırçaladı, pijamalarını giydi ve yorganının altına girdi. Annesi onun alnını okşadıktan sonra gece lambasını kıstı.

Küçük Ayı, taşın ezgisini bekledi.

Bekledi.

Biraz daha bekledi.

Fakat pencerenin önünden hiçbir ses gelmedi.

Küçük Ayı başını yastıktan kaldırdı. Gri taş yerindeydi. Küçük oyuğu da pencereye dönüktü. Yine de şarkı söylemiyordu.

“Anne,” dedi Küçük Ayı, “taşımın sesi kaybolmuş olabilir mi?”

Annesi pencereye yaklaştı ve taşı dikkatle inceledi.

“Taşın burada,” dedi sakin bir sesle. “Sesi de bir yere gitmiş gibi görünmüyor. Belki bu gece şarkı söylemek için başka bir şeye ihtiyacı vardır.”

Küçük Ayı taşın susmasına üzülmüştü. Karnının içinde küçük bir düğüm varmış gibi hissediyordu. O tanıdık ezgi olmadan uyuyamayacağını düşündü.

Annesi onun yanına oturdu.

“Önce birlikte dinleyelim,” dedi.

İkisi de sessizce bekledi. Ocaktaki odunların çıtırtısını, duvar saatinin yavaş tıkırtısını ve dışarıdaki otların hafif hışırtısını duydular. Fakat pencere perdesi hiç kıpırdamıyordu.

Küçük Ayı birden fark etti.

“Bu gece rüzgâr esmiyor!” dedi.

Annesi gülümsedi. “Evet. Taşın oyuğundan geçen esinti olmayınca eski şarkısı da duyulmuyor.”

Küçük Ayı derin bir nefes aldı. Sorunun ne olduğunu anlamıştı ama taşı yeniden nasıl şarkı söyleteceğini bilmiyordu. Rüzgârı çağırmak elinden gelmezdi.

Tam o sırada pencereden içeri soluk, beyaz bir ışık süzüldü. Küçük Ayı perdeyi aralayınca gökyüzünde alçaktan ilerleyen küçük bir bulut gördü. Bulutun kenarları pamuk gibi yumuşak, ortası ay ışığı kadar parlaktı.

Bu, vadinin üzerinde ağır ağır dolaşan Yumuşak Bulut’tu.

Yumuşak Bulut pencerenin önünde durdu.

“İyi akşamlar,” dedi. Sesi uzaktan gelen sakin bir mırıltıya benziyordu. “Neden hâlâ uyanıksın, Küçük Ayı?”

“Şarkı Söyleyen Taş bu gece sessiz kaldı,” dedi Küçük Ayı. “Rüzgâr dinleniyor. Taşın ezgisi olmadan uykuya hazırlanmak bana zor geliyor.”

Yumuşak Bulut, gri taşa baktı.

“Rüzgârı uyandırmayalım,” dedi. “Belki taşın bu gece söyleyebileceği başka bir şarkı vardır.”

Küçük Ayı önce şaşırdı. O, taşın yalnızca tek bir şarkısı olduğunu sanıyordu. Sonra yorganını omuzlarına aldı ve annesiyle birlikte pencerenin yanındaki mindere oturdu.

“Nasıl bir şarkı bulacağız?” diye sordu.

“Önce çok küçük bir ses deneyebiliriz,” dedi Yumuşak Bulut.

Bulut, kendini hafifçe sıktı. İçinden tek bir yağmur damlası ayrıldı. Damla pencerenin dışındaki taşa düştü.

“Tıp.”

Taşın oyuğunda minicik bir ses dolaştı:

“Lın...”

Küçük Ayı’nın kulakları neşeyle dikildi.

“Bir daha!” dedi, sonra evin sakinliğini hatırlayıp sesini alçalttı. “Lütfen, bir kez daha.”

Yumuşak Bulut ikinci bir damla bıraktı.

“Tıp... lın...”

Ardından üçüncü damla geldi.

“Tıp... lın...”

Küçük Ayı gözlerini kapatıp dinledi. Bu, taşın eski ezgisine benzemiyordu. Eski şarkı uzun ve inceydi. Yeni ses ise küçük adımlar atan bir melodi gibiydi.

Küçük Ayı önce eski şarkıyı özledi. Kaşları hafifçe birbirine yaklaştı. Taşın yine “Fuuu, liii, fuuu” demesini istiyordu. Annesi onun yüzündeki düşünceli ifadeyi gördü.

“Yeni ses sana nasıl hissettiriyor?” diye sordu.

“Biraz yabancı,” dedi Küçük Ayı. “Ama kötü değil. Sadece alıştığım şarkı değil.”

Annesi başını salladı. “O zaman hemen karar vermek zorunda değilsin. Bir süre daha dinleyebiliriz.”

Yumuşak Bulut, damlaları daha yavaş bırakmaya başladı. Her damlanın ardından taşın içinden yumuşak bir çınlama yükseliyordu.

“Tıp... lın...”

“Tıp... lın...”

Küçük Ayı nefesini damlaların ritmine uydurdu. Bir damla düşerken burnundan yavaşça nefes aldı. Taş çınlarken nefesini usulca verdi. Karnındaki küçük düğüm gevşemeye başladı.

Sonra aklına bir fikir geldi.

“Ben de şarkıya katılabilir miyim?” diye sordu.

“Elbette,” dedi Yumuşak Bulut.

Küçük Ayı önce çok hafif bir sesle mırıldandı:

“Hmmmm...”

Bir damla taşa düştü.

“Tıp... lın...”

Küçük Ayı yeniden mırıldandı:

“Hmmmm...”

Yumuşak Bulut damlaları bıraktı, taş onları ince bir çınlamaya dönüştürdü, Küçük Ayı da aralarına sıcak mırıltılar ekledi. Annesi parmaklarını mindere usulca vurarak ritim tuttu.

Böylece dört farklı ses bir araya geldi: Damlanın tıpırtısı, taşın çınlaması, Küçük Ayı’nın mırıltısı ve annenin yumuşak ritmi.

Küçük Ayı artık eski şarkının gelmesini beklemiyordu. Yeni ezginin nereye gideceğini merakla dinliyordu. Bazen taş biraz daha parlak çınlıyor, bazen damla oyuğun kenarına düşüp kısacık bir “tin” sesi çıkarıyordu. Hiçbiri acele etmiyordu.

Bir süre sonra Yumuşak Bulut damlaları seyrekleştirdi.

“Tıp...”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Lın...”

Küçük Ayı’nın göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Esnedi ve başını annesinin koluna yasladı.

“Sanırım taşın sesi kaybolmamış,” dedi. “Yalnızca bu gece farklı bir yoldan çıkmış.”

Yumuşak Bulut’un kenarları ay ışığında hafifçe parladı.

“Bazen bir şarkı rüzgârla gelir,” dedi. “Bazen bir damlayla. Bazen de onu dinleyen biri küçük bir mırıltı ekler.”

Küçük Ayı gri taşı iki patisiyle tuttu. Taş, yağmur damlalarından serinlemişti. Onu yumuşak bir bezle kuruladı ve yeniden pencerenin önüne yerleştirdi. Oyuğunu geceye doğru çevirmeyi de unutmadı.

“Yarın rüzgâr dönerse eski şarkını söyleyebilirsin,” diye fısıldadı taşa. “Dönmezse yeni şarkımızı yine deneriz.”

Yumuşak Bulut artık yoluna devam edecekti. Pencerenin önünden ayrılmadan önce son, küçücük damlasını bıraktı.

“Tıp...”

Taş bu kez çok hafifçe cevap verdi:

“Lın...”

“İyi geceler, Küçük Ayı,” dedi Yumuşak Bulut.

“İyi geceler,” dedi Küçük Ayı. “Yeni şarkı için teşekkür ederim.”

Bulut, sessiz gökyüzünde ağır ağır ilerledi. Küçük Ayı yatağına döndü. Annesi yorganını omuzlarına kadar çekti ve gece lambasını biraz daha kıstı.

Oda yeniden sessizleşti. Fakat bu sessizlik artık Küçük Ayı’ya boş gelmiyordu. İçinde az önce duyduğu damlalar, çınlamalar ve mırıltılar varmış gibi sıcak hissediliyordu.

Küçük Ayı burnundan yavaşça nefes aldı. Sonra nefesini verirken yeni ezgiyi mırıldandı:

“Hmmmm... tıp... lın...”

Bir kez daha söyledi:

“Hmmmm... tıp... lın...”

Pencerenin önündeki taş sessizce duruyordu. Yumuşak Bulut gökyüzünde sakin sakin uzaklaşıyordu. Ocaktaki son odun parçası tatlı bir çıtırtı çıkardı.

Küçük Ayı’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Karnındaki düğüm tamamen çözülmüştü. O gece taşın eski şarkısını duymadı ama annesi, Yumuşak Bulut ve gri taşla birlikte kurduğu yeni ezgiyi yanında taşıdı.

Çok geçmeden nefesi yavaşladı, patileri gevşedi ve sıcacık yuvasında huzurlu bir uykuya daldı.