Masal Odası
Uyku Masalları

Fındık Fare ve Sessiz Fener

Rüzgar Tepesi’nde akşam olurken Fındık Fare, Sessiz Fener’in ışığını biraz fazla parlak bulur. Ihlamur Nine’nin yardımıyla fenerin küçük sırrını keşfeder ve yatağında huzurla dinlenir.

4-6 yaş 11 dakika Uyku öncesine uygun Tarayıcı seslendirmesi

Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.

Masalı okumaya geç

Fındık Fare ve Sessiz Fener
Tarayıcı seslendirmesi Fındık Fare ve Sessiz Fener
0:00 —
Yeni hız sonraki seslendirme bölümünde uygulanır.
Okuma görünümü

Fındık Fare, yaprak desenli battaniyesini iki patisiyle düzeltti. Sonra yastığını kabartıp yatağının tam ortasına yerleştirdi. Küçük masasındaki Sessiz Fener, odaya bal renginde bir ışık yayıyordu. Rüzgar Tepesi’nin üstüne akşam inerken pencerenin önündeki papatya perdesi hafifçe kıpırdadı. Perdenin ucundaki minicik düğme, pencere tahtasına usulca dokundu.

Yuvanın hemen dışında yuvarlak taşlarla çevrili bir çiçeklik vardı. Çiçeklerin yaprakları kapanmaya başlamıştı. Daha aşağıdaki çayır, akşamın serinliğinde sessizce uzanıyordu. Rüzgâr otların arasından geçiyor, yoncaları yavaşça sallıyordu. Yuvanın açık penceresine de yumuşak bir esinti uğruyor, perdenin papatyalarını bir sağa bir sola götürüyordu.

Fındık’ın pijamasında küçük cepler vardı. Bir cebinde sarı çizgili mendili duruyordu. Yatmadan önce mendilini katlayıp pencere önündeki kutusuna bıraktı. Terliklerini yatağının yanına koydu. Büyükannesi Ihlamur Nine de öteki odada örgü sepetini topluyor, bitirdiği yumuşacık atkıyı dizlerinin üzerinde katlıyordu.

Sessiz Fener, o öğleden sonra odasına gelmişti. Ihlamur Nine onu, iki yanında tutacakları olan küçük bir tepside taşımıştı. Fındık, fenerin yuvarlak camını görünce sevinmişti. Camın içinde, gündüzden kalma bir ışık tanesi duruyordu. Bu özel tanecik, akşam olunca çevresine aydınlık veriyordu.

Fenerin ışığı büyülüydü; camı hep serin kalırdı. Ne çıtırtı çıkarır ne de vızıldardı. İçindeki tanecik yalnızca usulca parlardı. Bu yüzden ona Sessiz Fener diyorlardı. Altı geniş ve düzdü. Fındık onu yatağının yanındaki alçak masaya koymuştu. Masada fenerden başka sadece tahta bir yaprak süsü duruyordu.

Fındık, odasındaki yeniliğe bir süre hayranlıkla bakmıştı. Fenerin kenarları fındık kabuğu rengindeydi. Üstünde yuvarlak bir tutacak, yanında da küçücük bir yaprak vardı. Fındık, yaprağın süs olduğunu sanmış, en çok camdaki ışığı merak etmişti. Şimdi ise battaniyesine kıvrılıp dinlenmek istiyordu.

Yatağına oturdu, bacaklarını örtünün altına uzattı. Başını yastığa koyunca parlak bir ışık yuvarlağı tam yanağının önüne düştü. Ayaktayken hoşuna giden aydınlık, yatınca gözlerine biraz fazla geldi. Fındık gözlerini kırpıştırdı. Tekrar oturup fenerin camına baktı. Camdaki tanecik hâlâ aynı neşeyle parlıyordu.

— Sen çok güzel parlıyorsun, dedi Fındık. Ama ben şimdi daha küçük bir ışık istiyorum.

Fındık feneri odasında tutmak istiyordu. Örtüsündeki yaprakları görebilmek hoşuna gidiyordu. Yalnız, ışığın bütün yastığını doldurmasına gerek yoktu. Patilerini dizlerinin üstüne koyup biraz bekledi. Hemen bir şey yapmak yerine odasına baktı. Minderi, perdesi, terlikleri yerli yerindeydi. Değişmesini istediği tek şey ışığın parlaklığıydı.

Rüzgâr perdeyi bir kez daha usulca salladı. Fındık, perdenin gölgesinin duvarda incecik uzadığını gördü. Gölge hafifti, ışık ise dolgun bir yuvarlaktı. Acaba bu yuvarlak küçülebilir miydi? Fenerin yanındaki yaprak gözüne ilişti. Onu daha önce fark etmişti ama ne işe yaradığını bilmiyordu.

Fındık yatağından indi. Fenerin durduğu masa alçaktı; yanında ayakta durunca feneri rahatça inceleyebiliyordu. Küçük yaprağın altında iki resim vardı. Fındık eğilip baktı, fakat tutacağın gölgesi resimleri biraz örtüyordu. Bilmediği yaprağı çekiştirmedi. Öteki odadan gelen örgü sepetinin hafif hışırtısını dinledi.

Ihlamur Nine feneri tanıyordu. Öğleden sonra onu taşırken camdaki ışığa gülümsemişti. Fındık, ninesine ne söyleyeceğini düşündü. Fenerin bozulduğunu sanmıyordu. Sadece ışığı azaltmanın bir yolu olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Kapıya doğru döndü. Ninesini çağırırken sesi aceleci değil, meraklıydı.

— Nine, yanıma gelir misin? Fenerin ışığı yastığıma çok geliyor. Şuradaki küçük yaprağın ne yaptığını bilmiyorum.

Ihlamur Nine atkısını sepetine yerleştirip odaya geldi. Önce Fındık’ın gösterdiği yastığa, sonra fenerin yanındaki yaprağa baktı. Fındık’ın karşısına çömeldi. Böylece ikisi de aynı küçük resimleri görebiliyordu. Ninesinin yumuşak hırkasından temiz sabun kokusu geliyordu.

— Işık kalsın istiyorum, dedi Fındık. Ama azıcık olsun. Yaprak desenlerini göreyim, gözlerimi de rahatça kapatayım.

— Birlikte bakalım, dedi Ihlamur Nine. Bu yaprak yalnızca bir süs değil.

Ninesi parmağıyla yaprağın altındaki resimleri gösterdi. Bir tarafta ışınları olan yuvarlak bir güneş, öteki tarafta incecik bir ay vardı. Yaprak, güneş resmine yakın duruyordu. Fındık iki resme dikkatle baktı. İnce ay, küçük bir elma dilimine benziyordu. Güneş de yuvarlak bir çörek gibiydi.

— Bu küçük ay, küçük ışık mı demek? diye sordu.

— Evet, dedi ninesi. Yaprak güneşin yanındayken tanecik daha çok ışık verir. Ayın yanına gelince daha az ışık verir. İkisini de bu yüzden buraya çizmişler.

Fındık yeniden yastığına baktı. Sonra ince ay resmine döndü. Kocaman bir aydınlığa ihtiyacı yoktu. Battaniyesini ve ninesinin yüzünü seçebildiği yumuşak bir ışık yeterdi. Yaprağın, iki resim arasında kayabilen bir düğme olduğunu şimdi anlamıştı. Kararını vermeden önce patisini ay resminin yanında kısa bir süre tuttu.

— Ben küçük ayı seçiyorum, dedi. Bu akşam odam biraz daha loş olsun.

Ihlamur Nine masanın yanında kaldı. Fındık, bir patisiyle fenerin geniş tabanını usulca tuttu. Öteki patisiyle yaprak biçimindeki düğmeyi yavaşça ay resmine doğru kaydırdı. Düğme kolayca ilerledi. Ne feneri kaldırması ne de yerinden taşıması gerekti. Küçük yaprak, ayın yanında durduğunda Fındık patisini çekti.

Camın içindeki aydınlık usulca azaldı. Önce masanın üzerindeki parlak ışık yumuşadı. Ardından yastıktaki yuvarlak soluklaştı. Oda kararmadı; yalnızca bal rengi aydınlık incecik oldu. Perdenin papatyaları, tahta yaprak süsü ve terliklerin yuvarlak burunları hâlâ görünüyordu. Fındık bu kez gözlerini kısmadan fenerin çevresine rahatça bakabildi.

— İşte bu kadar ışık istemiştim! dedi.

Bir adım geri çekilip fenerin masada nasıl durduğuna baktı. Geniş tabanı yerindeydi, küçük yaprak da ay resminin yanındaydı. Sonra sakin adımlarla yatağına geçti ve başını yastığa bıraktı. Örtünün kenarındaki yaprakları görebiliyor, bakışlarını ninesine çevirebiliyordu. Omuzları gevşedi; yastığı birden daha pofuduk geldi.

Ihlamur Nine yatağın yanındaki mindere oturdu. Fındık battaniyesinin ucunu ona gösterdi. Yumuşak ışıkta yeşil yapraklar koyu, sarı yapraklar açık görünüyordu. İkisinin arasında, ninesinin diktiği yuvarlak bir cep vardı. Fındık patisini o cebin üzerine koyunca tanıdık dikişleri hissetti.

— Sen bu cebi yaparken ben de ipliği tutmuştum, dedi.

— Ben de senin seçtiğin sarı ipliği kullanmıştım, diye karşılık verdi ninesi.

Fındık, cebin kenarındaki küçük kıvrımı okşadı. Oda şimdi gündüzkü oda gibi değildi, ama içindeki her şey tanıdıktı. Mendili kutusunda, terlikleri yatağının yanında, feneri masasında duruyordu. Ninesi de hemen yanı başındaydı. Fındık, battaniyeyi biraz daha üzerine çekip rahat bir yere kıvrıldı.

— Fener sabah da burada kalabilir mi? diye sordu. Ben uyanınca onu pencerenin yanından gelen aydınlıkta görmek istiyorum.

— Kalabilir, dedi Ihlamur Nine. Sabah perdenin arasından gün ışığı girer. Sen de nasıl göründüğüne yine bakarsın.

Fındık pencereye doğru başını çevirdi. Rüzgar Tepesi’nin üzerindeki açık mavi akşam rengi yavaşça koyulaşıyor, yerini laciverte bırakıyordu. Çayırdaki papatyalar şimdi iyice kapanmıştı. Gökte ilk yıldız görünmüştü. Yıldızın ışığı uzaktaydı, fenerin ışığı yakındaydı. İkisi de odanın sakin akşamına eşlik ediyordu.

Perde, rüzgârla hafifçe kabardı. Ihlamur Nine pencereyi yavaşça kapattı; perdenin alt kenarı yeniden düzeldi. Dışarıdaki yoncalar sallanmaya devam ediyordu. Camın ardından bakınca küçük yeşil başlarını birbirine yaklaştırıyor gibi görünüyorlardı. Fındık, tepede yaşayan bütün çiçeklerin kendilerine birer battaniye seçtiğini düşündü.

— Papatyaların battaniyesi kendi yaprakları galiba, dedi.

— Yoncalarınki de birbirlerine yaslanmak olabilir, dedi ninesi gülümseyerek.

Fındık gülümsedi. Kendi battaniyesinin altında iki patisini birbirine yaklaştırdı. Örtünün kumaşı sıcaktı; pencere camının ötesindeki çayır serin görünüyordu. Fenerden gelen ince ışık, ninesinin hırkasına dokunuyor, hırkanın düğmelerinde minicik noktalar bırakıyordu. Bu noktalar, ninesi başını çevirdiğinde bir görünüp bir kayboluyordu.

Ihlamur Nine, Fındık’ın yastığının köşesini düzeltti. Fındık başını kaldırıp yastığına bir kez daha yerleşti. Kuyruğunu rahatça uzattı, battaniyesini çenesine kadar çekti. Artık ışığı değiştirmeyi düşünmüyordu. Gözleri, tavandaki ahşap çizgilerden perdenin papatyalarına doğru ağır ağır geziniyordu. Sonra ninesinin yüzünde durdu.

— Yardım ettiğin için teşekkür ederim, dedi. Küçük ayı beraber bulduk.

— Sen de ne istediğini bana güzelce anlattın, dedi Ihlamur Nine.

Ninesi eğilip Fındık’ın alnına yumuşacık bir öpücük kondurdu. Ardından hırkasının kolunu onun patisinin altından usulca çekti. Fındık, ninesinin patisine son kez hafifçe dokundu. Bu dokunuş, akşamın içindeki küçük bir iyi geceler işareti gibiydi. Ninesi ona gülümsedi.

— İyi geceler, Fındık.

— İyi geceler, Nine. İyi geceler, Sessiz Fener.

Ihlamur Nine minderi sessizce yerine koydu. Kapıyı biraz aralık bırakarak öteki odaya geçti. Fındık, ninesinin sepetini rafın altına yerleştirdiğini duydu. Sonra yuvanın bildik akşam sesleri yavaşladı. Dışarıda rüzgâr otlara dokunuyor, içeride Sessiz Fener hiçbir ses çıkarmadan masanın üstünde duruyordu.

Fındık’ın aklına camdaki küçücük ışık tanesi geldi. Gündüzün bir parçası sanki odada kalmıştı. Ama şimdi bu parça kocaman bir güneş gibi değil, sarı bir yaprağın yumuşak rengi gibi görünüyordu. Fındık onu izlemeye çalışmadı. Bakışları kendiliğinden ağırlaştı, kirpikleri birbirine biraz daha yaklaştı.

Perdenin papatyaları loş ışıkta soluk sarı görünüyordu. Yastığının kenarı, battaniyesinin cebi ve masanın yuvarlak köşesi de hafifçe aydınlanıyordu. Fındık başını en rahat ettiği yana çevirdi. Bir patisi battaniyenin cebinde, öteki patisi yastığının yanında duruyordu. Dışarıdaki otların hışırtısı uzaktan gelen yumuşacık bir ses gibiydi. Fındık’ın gözleri usulca kapandı.

Rüzgar Tepesi’nin üstüne yıldızlı gece yayıldı. Yoncalar çayırda, Ihlamur Nine kendi odasında, Sessiz Fener küçük masasında dinleniyordu. Fındık Fare ise yaprak desenli battaniyesinin altında uykuya dalmıştı. Fenerin ince ışığı, perdenin papatyalarının, düzenli terliklerin ve rahatça uyuyan Fındık’ın yanında sabaha kadar usulca kaldı.