Duru ve Hikâye Minderi
Yeni doğan kardeşi eve gelince Duru’nun alıştığı hikâye saati değişir. Duru, babasıyla baş başa okumak istediğini kendi sözleriyle anlatır.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Duru, Papatya Tepesi’ndeki evin oturma odasına resimli kitabıyla girdi. Hikâye minderini pencerenin önüne çekti. Kitabı dizlerine koyup babasına baktı. Babası, kucağındaki bebeğin temiz tulumunun çıtçıtlarını kapatıyordu. Yeni doğan kardeşinin eve geldiği ilk akşamdı. Her zamanki sarı lamba yanıyor, ama bu kez lambanın altında minicik bir battaniye de duruyordu.
Kitabın kapağında, kocaman bir yaprağın altında duran bir salyangoz vardı. Duru bu kitabı kendisi seçmişti. Babası genellikle minderin yanına oturur, ilk cümleyi okumadan önce kapağa hafifçe tıklatırdı. Duru da her seferinde, “İçeride kim var?” diye sorardı. Bu akşam da aynı küçük oyunu oynamak istiyordu.
Bebek, “Ih, ıh,” diye ses çıkardı. Duru başını kaldırdı. Bu ses, oyuncaklarının hiçbirinden çıkmıyordu. Biraz kedinin mırıltısına benziyordu, ama daha kısaydı. Duru bir ses daha duymak için kulak verdi. Sonra kitabın kapağını parmağıyla okşadı.
Bebeğin tulumunun kolundan küçücük bir el göründü. Duru kendi elini açtı, parmaklarına baktı. Kardeşinin eli ne kadar da küçüktü! Babasının yanına biraz daha yaklaşmak istedi. Sonra minderin boş tarafına baktı. Babasının tam oraya oturmasını da istiyordu.
“Baba, okuyacak mıyız?” diye sordu.
“Evet,” dedi babası. “Önce bebeğin tulumunu bitireyim.”
Duru minderin üzerine oturdu. Sayfaları açmadı. Babasının yerini boş bıraktı. Annesi de koltuğun yanındaki bezleri katlıyordu. Duru, kitabına baktıkça babasının komik salyangoz sesini hatırlıyordu.
Beklerken yanındaki kâğıdı ve boyaları aldı. Bir pencere çizdi. Pencerenin altına kendisini, yanına da babasını ekledi. Aralarına açık bir kitap çizdi. Sarı boyayla lambayı boyadı. Sonra resimdeki minderin kenarına küçük noktalar koydu. Birkaç nokta daha yapmak istedi, ama eli durdu. Bugün yalnızca resim yapmak istemiyordu. Kitabını babasıyla açmak istiyordu.
Duru kâğıdı yere bıraktı. Babasının yanına yürüdü, konuşmak için ona baktı.
“Bebeğin sesini merak ediyorum,” dedi. “Ama seninle eskisi gibi, ikimiz kitap okumak istiyorum. Minderde seni bekledim.”
Babası tulumun son çıtçıtını kapattı. Sonra gözlerini Duru’ya çevirdi.
“Her zamanki hikâye saatimizi özledin,” dedi. “Beklemek de uzun geldi.”
Duru başını salladı. “Evet. Benim kitabım da burada.”
Babası elini Duru’ya uzattı. Duru bir parmağını tuttu.
“Ben de seninle okumak istiyorum,” dedi babası.
Annesi bezleri bıraktı, yanlarına geldi.
“Ben şimdi bebekle ilgilenebilirim,” dedi. “Siz minderinize yerleşin.”
Bebeği dikkatle kucağına aldı ve pencerenin öte yanındaki koltuğa oturdu. Bebeğin battaniyesini düzeltti. Babası da ellerini yıkayıp Duru’nun yanına geldi.
“Peki, bebek yine ses çıkarırsa?” diye sordu Duru.
“Onu ben dinlerim,” dedi annesi. “Bir şeye ihtiyacı olursa ben ilgilenirim. Sen babanla kitabına bakabilirsin.”
Duru annesine baktı. Annesi bebeği kollarında rahatça tutuyordu. Duru minderine döndü. Kitabı bıraktığı yerde duruyordu.
“Bugün benimle minderin üstüne otur,” dedi Duru babasına. “Sayfaları ben çevireceğim.”
Babası bacaklarını kıvırıp yanına yerleşti. Kitabı ortalarına koyabilmek için küçük bir yastığı dizlerine aldılar. Duru kitabı dikkatle açtı, sonra gülerek tekrar kapattı.
“Önce tıklatacaktın!” dedi.
Babası kapağa hafifçe tıkladı.
“İçeride kim var?” diye sordu Duru.
Babası incecik bir sesle, “Evini sırtında taşıyan biri!” dedi.
Duru gülerek kapağı açtı. Salyangozun resmine parmağıyla dokundu. “Burada!”
İlk sayfada salyangozun önünde küçücük bir su birikintisi vardı. Duru, suyun içindeki sarı şekli gösterdi.
“Bu da bir salyangoz mu?”
Babası resme yakından baktı. “Belki suya yansıyan kabuğudur. Sen ne görüyorsun?”
“Ben sarı bir çörek görüyorum,” dedi Duru.
Babası dudaklarını yuvarladı. “Yuvarlacık bir çörek!” diye tekrarladı. Duru’nun omuzları gülerken hafifçe sallandı.
Tam yeni sayfayı çevirecekken bebek yeniden ses çıkardı. Duru’nun eli sayfanın ucunda durdu. Başını koltuğa doğru çevirdi. Annesi bebeği kucağında rahatça tutuyor, ona yavaşça bir şeyler söylüyordu.
“Yine o küçük sesi yaptı,” dedi Duru.
“Duydum,” dedi babası.
Duru biraz dinledi. Sonra kitabı dizlerinin üzerinde düzeltti.
“Şimdi burayı okuyalım. Salyangoz yaprağın altına gelmiş.”
Babası Duru’nun gösterdiği yerden okumayı sürdürdü.
Son sayfadaki kelebeğin kanadında sarı noktalar vardı. Duru bütün noktaları saymak istedi. Babası da resimde küçük mavi bir çiçek buldu. Bir süre sırayla birbirlerine resimdeki ayrıntıları gösterdiler. Sonra Duru kitabın arasına yeşil ayracını koydu. O akşam kitabın sonuna kadar birlikte gelmişlerdi.
Babası hâlâ yanındayken Duru yarım kalan resmini aldı. Minderin kenarındaki son noktayı da boyadı. Sonra kâğıdı iki eliyle kaldırdı.
“Anneme göstermek istiyorum. Sen de yanımda gelir misin?”
“Elbette,” dedi babası.
Birlikte koltuğun yanına gittiler. Duru, babasının hemen yanında durdu. Annesi bebeği kucağında tutuyordu. Duru resmini annesine doğru çevirdi.
“Bak, bu bizim hikâye minderimiz. Burada da kitabımız var.”
Annesi resme baktı. “Lambamızın sarı ışığını da çizmişsin,” dedi.
Bebek dudaklarını oynattı. Duru ona baktı.
“Acaba yine ses çıkaracak mı?” diye fısıldadı.
Biraz bekledi. Bebek bu kez yalnızca esnedi. Duru da esner gibi ağzını açtı, sonra gülümsedi. Resmini kitabının yanına bıraktı.
“Yarın da minderimizde oturmak istiyorum,” dedi babasına.
“Ben de,” dedi babası. “Annenle bebeğin bakımını sırayla yapar, yine bir zaman ayırırız.”
Duru mindere dönüp başını babasının koluna yasladı. Bebeğin küçük sesini yeniden duymayı merak ediyordu. Yine de evin daha sessiz olduğu eski hikâye saatlerini özlüyordu. Elini kitabın kapağında gezdirdi. Babası elini minderin üzerine bıraktı. Duru kendi elini onun elinin üstüne koydu. Bir süre öylece oturdular.