Dinozor Dodo ve Mercan Haritası
Dinozor Dodo, Mercan Haritası’nı izleyerek denizdeki komşularını tanımak ister. Haritadaki geçit bir denizatı ailesinin yuvasına dönüşünce dostlarıyla başka bir yol arar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Dinozor Dodo, Bulut Köprüsü’nün korkuluğunun ardından mavi suya bakıyordu. Köprünün pamuk gibi beyaz kemerleri dalgaların üzerine gölge düşürüyordu. Birkaç çizgili balık, gölgeden çıkıp güneşli suya girdi. Dodo, yanına gelen su samuru Lopi’ye yer açmak için kuyruğunu topladı.
— Aşağıda kimlerin yaşadığını çok merak ediyorum, dedi.
Lopi, koltuğunun altındaki ruloyu gösterdi.
— Belki bunu açarsak bir başlangıç buluruz.
Köprünün geniş bankına oturdular. Lopi ruloyu dikkatle açtı. Kâğıdın üstünde pembe mercan resimleri, kıvrılan yollar ve minicik ev işaretleri vardı. En tepede mavi harflerle Mercan Haritası yazıyordu. Haritanın ortasındaki yuvarlak boşluğun adı Kum Meydanı’ydı.
Dodo parmağını oraya koydu.
— Burada komşular buluşuyor olabilir mi?
— Bazı günler buluşurlar, dedi arkalarından yumuşak bir ses.
Gelen, köprünün iskelesindeki gezi denizaltısının kaptanı Kaplumbağa Noma’ydı. Geniş şapkasının üzerinde de bu yuvarlak denizaltının küçük bir resmi vardı.
— Bugün oraya gidebiliriz. İsterseniz sizi götürebilirim.
Dodo ile Lopi sevinerek ayağa kalktı. Kaptan Noma’nın ardından korkuluklu merdivenlerden indiler. İskelede, üstü yuvarlak bir camla kapalı, geniş bir denizaltı duruyordu. İçinde üç koltuk, harita için bir masa ve denizin seslerini duyuran küçük bir kabuk vardı.
Noma, ikisi de oturup kemerlerini bağlayınca kapağı kapattı ve kilidini kontrol etti. Dodo’nun uzun kuyruğu için koltuğun yanında yumuşak bir yer ayrılmıştı.
— Hepimiz rahat mıyız?
Dodo kuyruğunu oynatıp gülümsedi.
— Benimki de rahat.
Noma göstergelere baktı. Sonra denizaltı, iskelenin yanından ağır ağır ayrıldı ve sakin suyun altına indi.
Önce köprünün suya yansıyan kemerleri kayboldu. Sonra camın önünden, kurdele gibi uzanan yeşil yosunlar geçti. Dodo burnunu cama yaklaştırdı, ama kocaman ayaklarını koltuğunun önünde tuttu. Lopi haritanın köşesini masadaki tutacağa sıkıştırdı.
Bir balık sürüsü uzaktan dönüp geçti. Birlikte dönünce hepsi tek bir gümüş şerit gibi görünüyordu.
— Bizi gördüler mi acaba? diye sordu Dodo.
Tam o sırada sürünün en arkasındaki küçük balık onlara doğru baktı. Dodo elini usulca kaldırdı. Balık da kuyruğunu bir kez sallayıp arkadaşlarının yanına döndü.
— Sanırım gördü, dedi Lopi.
Lopi, haritadaki iki pembe mercanın arasından geçen ince çizgiyi izledi.
— Kum Meydanı’na buradan gidiliyor. Sonra sola dönüyoruz.
İlerledikçe mercanlar görünmeye başladı. Dalları birbirine benzese de her biri başka yöne uzanıyordu. Aralarında küçük balıkların girip çıktığı boşluklar vardı. Dodo, haritadaki iki mercanı hemen tanıdı.
Fakat çizginin gösterdiği geçit, kâğıttakinden daha dardı. Yeni dalların çevresine uzun yosunlar sarılmıştı. Yosunların arasında birkaç minik denizatı duruyordu.
Kaptan Noma denizaltıyı yavaşça durdurdu. Arkalarında geniş, kumluk bir alan vardı. Orada rahatça bekleyebilirlerdi.
Dodo bir haritaya, bir de geçide baktı. Tam oradan geçip meydandaki komşularla tanışmayı düşünmüştü. Omuzları biraz indi.
— Yolumuz onların arasından geçiyor, dedi.
Lopi, yosuna kuyruğuyla tutunmuş minicik bir denizatını gösterdi. Yavru, başını bir yaprağın yanına yaslamıştı. Yanındaki büyük denizatı da onu gölgeleyerek bekliyordu.
Dodo haritayı kendine doğru çekti.
— Bu yolu çizerken burada bir ev yokmuş galiba.
— Harita eskimiş olabilir, dedi Noma. Şimdilik burada kalalım. Başka bir yol olup olmadığını sorabiliriz.
Dodo, büyük denizatının başını kaldırmasını bekledi.
Noma küçük kabuğa dokundu. Bu özel kabuk, içeride söylenenleri dışarıya, dışarıdaki sözleri de içeriye taşıyordu. Dodo, uyuyan yavruya bakıp sesini iyice alçalttı.
— Merhaba. Biz Kum Meydanı’na gitmek istiyoruz. Evinizin içinden geçmeden oraya ulaşabilir miyiz?
Denizatı gülümsedi.
— Ben Kıvrım. Mercanların arkasındaki geniş kum yolunu kullanabilirsiniz. Şu yelpaze biçimli mercanı görüyor musunuz? Onun dış yanından dönün.
Dodo baktı. Yelpaze mercanın bir yanı yosunlarla kaplıydı; öteki yanıysa açık mavi suya bakıyordu.
— Açık olan taraftan mı?
— Evet, dedi Kıvrım. Orada herkes için bolca yer var.
Lopi haritayı çevirdi. Yelpaze mercanın resmi vardı, ama yanındaki boşlukta yol çizilmemişti.
— Burayı buldum! dedi fısıltıyla.
Dodo, çantasından kalemini çıkardı. Lopi’nin iznini alıp eski çizginin üstüne minicik bir denizatı resmi ekledi. Sonra kalemin ucunu kâğıdın boş bölümünde gezdirdi, henüz yeni bir çizgi çizmedi.
— Yeni yolu önce görelim, dedi Noma. Dönüşte birlikte işaretleriz.
Dodo başını salladı. Kalemi masanın kenarına bıraktı.
— Teşekkür ederiz, Kıvrım. Yolun öbür yanından geçeceğiz.
Kıvrım başını eğerek selam verdi. Yavru denizatı, yaprağın yanında dinlenmeyi sürdürdü.
Noma denizaltıyı önce biraz geriye aldı, sonra geniş bir dönüş yaptı. Mercanlara ve yosunlara dokunmadan açık tarafa geçtiler. Dodo bu kez yalnızca önüne bakmıyordu. Camın iki yanında kalan küçük aralıkları da görmeye çalışıyordu.
Yelpaze mercanın arkasında, haritada görünmeyen uzun bir kum yolu uzanıyordu. Kumun üstünde suyun yaptığı ince çizgiler vardı. Bazı çizgilerin arasında minik yuvarlak izler seçiliyordu.
Lopi iki iz gösterdi.
— Bunları kim yapmış olabilir?
Dodo cevap vermek üzereyken kumun üzerinde bir çift uzun duyarga belirdi. Ardından küçük bir karides çıktı.
Karides, iki yanına yığdığı açık renkli kumları küçük bacaklarıyla düzeltiyordu. Arkasında, taşlarla çevrili küçücük bir giriş vardı. Tam önüne ince bir yosun parçası düşmüştü.
Karides yosunu iki kez çekti, kapısının yanına yatırdı. Giriş yeniden görününce duyargalarını salladı.
— Yolumu düzeltiyorum, dedi kabuktan gelen ince ses. Kum her sabah başka türlü duruyor.
Dodo, karidesin kapısına bakarak gülümsedi.
— Kapını haritaya çizebilir miyiz?
— Girişin üstüne minicik bir taş çizerseniz tanırım, dedi karides.
Lopi kalemi alıp haritanın boş kenarına küçük bir taş şekli ekledi. Karides duyargalarını taşın biçimine benzeterek büktü. Dodo ile Lopi sessizce güldüler.
Denizaltı kum yolunda yavaşça ilerlerken Dodo bir şey fark etti. Yol dümdüz değildi; mercanların çevresinde yumuşakça kıvrılıyordu. Haritadaki kısa çizgiden biraz daha uzundu. Ama buradan hem yosunların tepelerini hem de dipteki küçük taşları görebiliyorlardı.
— Haritada burası bomboş görünüyordu, dedi Lopi, kâğıdın kenarını göstererek.
Dodo, karidesin girişinin resmine baktı.
— Şimdi kapısı var.
İkisi de gülümsedi. Noma, önlerinde genişleyen aydınlık alanı gösterdi.
— Kum Meydanı göründü.
Dodo oturduğu yerde doğruldu. Gözlerini kocaman açtı; ellerini ise dizlerinin üstünde tuttu.
Meydanın çevresinde alçak taşlar vardı. Bir köşede pembe bir deniz süngeri, öbür köşede yuvarlak yapraklı yosunlar duruyordu. Arka taraftaki düz taşın üstünde küçük bir ahtapot, renkli çakılları yan yana diziyordu.
Kaptan Noma denizaltıyı meydanın kenarındaki geniş durakta tuttu. Camdan bakmak için kimsenin alanına girmeleri gerekmiyordu.
Ahtapot bir kolunu kaldırdı. Dodo da elini kaldırdı. Sonra ahtapot, önündeki taşlara döndü.
Lopi, Dodo’nun kulağına eğildi.
— Bir çiçek yapıyor galiba.
Gerçekten de çakılların ortasında sarı bir taş, çevresinde mavi ve yeşil taşlar vardı.
Dodo, kabuğa doğru konuştu.
— Çiçeğinin kenarındaki mavi taşı çok sevdim.
Ahtapot başını kaldırdı.
— O, denizin bu sabahki rengi. Ortadaki de güneş.
Bir koluyla boş kalan yeri gösterdi.
— Buraya hangi renk yakışır sizce?
Dodo ile Lopi cama yaklaştı. Dodo önce pembe demek istedi. Sonra ahtapotun yanında duran taşlara baktı.
— Şuradaki beyaz taş nasıl olur? Bulut Köprüsü’nün rengine benziyor.
Ahtapot beyaz taşı çiçeğin yanına yerleştirdi.
— O zaman bu da küçük bulutu olsun.
Dodo’nun ağzı kulaklarına vardı. Ahtapotun taşlarına dokunmadan da oyuna katılmışlardı.
Meydanda biraz dinlendiler. Küçük balıklar taş çiçeğin üstünden geçti; ahtapot bir taşı yerine itti. Lopi haritayı masaya serdi.
— Artık yeni yolu çizebiliriz, değil mi?
Noma başını salladı. Dodo’nun kalemi yelpaze mercanın dışından dolandı, kumdaki izlerin yanından geçti ve Kum Meydanı’na ulaştı. Noma dönüşlerin yerlerini gösterdi; Dodo çizgiyi ona göre düzeltti.
Lopi, karidesin kapısını gösteren küçük taşı belirginleştirdi. Dodo da meydanın yanına beyaz bir bulut çizdi.
— Bulutu gören çiçeği de hatırlasın, dedi.
Lopi, haritanın kıvrılan yeni yoluna bakıp gülümsedi. Sonra kalemi, denizaltı hareket edince yuvarlanmasın diye masadaki yerine sıkıştırdı.
Ayrılırken ahtapot beyaz taşın yanından bir kolunu salladı. Noma denizaltıyı, geldikleri geniş kum yoluna çevirdi. Karides bu kez kapısının önünde oturuyordu. Dodo elini kaldırınca o da duyargalarını oynattı.
Yelpaze mercanın öbür yanında Kıvrım görünüyordu. Yavru denizatı artık uyanmış, kuyruğunu yavaşça yosuna doluyordu. Dodo onları uzaktan seyretti. Kabuğa dokunmadı; Kıvrım’ın yavrusuna bir şeyler anlattığını fark etmişti.
Denizaltı dar geçide yönelmedi. Açık tarafta kalıp köprünün büyük gölgesine doğru ilerledi. Dodo yeni çizilen yolun kıvrımını parmağıyla izledi. Çizgi, denizatı resminin yanından genişçe dolanıyordu.
Su yüzeyine çıktıklarında Bulut Köprüsü’nün beyaz kemerleri yeniden göründü. Noma denizaltıyı iskeleye bağladıktan sonra kapağı açtı. Dodo ile Lopi kemerlerini çözüp dikkatle indiler.
Köprünün bankına dönünce haritayı aralarına serdiler. Kâğıt yine aynı büyüklükteydi, ama artık üstündeki yerlerin sesleri de varmış gibi geliyordu Dodo’ya. Denizatı Kıvrım’ın yumuşak sesi, karidesin incecik sesi, ahtapotun çiçek için sorduğu soru…
Lopi haritayı yuvarlamak istedi. Dodo elini boş kenara koydu.
— Şuraya bir şey daha çizebilir miyim?
İki küçük arkadaş çizdi: biri uzun kuyruklu, biri bıyıklı. İkisini de Bulut Köprüsü’nün bankına oturttu.
Sonra Lopi’ye biraz daha yer açtı. Aşağıda, köprünün gölgesinden gümüş renkli bir balık geçti.