Dinozor Dodo ve Bulut Köprüsünün Dostları
Mavi Dere’deki Bulut Köprüsü’nde küçük bir çanın sesi çıkmaz. Dinozor Dodo, arkadaşlarının desteğiyle mavi bir kurdelenin sakladığı ipucunu keşfeder.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Dinozor Dodo, Mavi Dere’nin kıyısında yürürken burnuna yumuşacık bir bulut değdi. Dodo burnunu buruşturdu; bulut da sanki gülümser gibi iki yana açıldı. Yanında yürüyen Kaplumbağa Neli’nin şapkasına minicik bir bulut parçası kondu. — Şapkama yeni bir süs geldi galiba, dedi Neli. Dodo kıkırdayarak arkadaşının şapkasına baktı.
Önlerinde Bulut Köprüsü uzanıyordu. Köprünün geniş, düz tabanı dereyi bir kıyıdan ötekine bağlıyordu. İki yanında yuvarlak korkuluklar vardı. Beyaz bulutlar korkulukların çevresinde yavaşça dolaşıyor, arada açılıp sudaki parlak taşları gösteriyordu. Dodo, Neli’yle bu köprüden daha önce de geçmişti. Ama bugün ilk kez arkadaşlarının karşılama ezgisini çalacaktı.
Neli, Tavşan Lomi ve Kirpi Pıtı sık sık bu köprüde buluşur, bulutları seyrederlerdi. Minderleri güneşte havalandırır, çiçek saksılarını sularlardı. Kendilerine “Bulut Köprüsünün Dostları” adını vermişlerdi. Dodo da birkaç gün önce onlara katılmıştı. Bugün dere kıyısından geçenleri minderlere çağıracak, bulutların hangi şekillere benzediğine birlikte bakacaklardı.
Lomi ile Pıtı onları köprünün girişinde bekliyordu. Yanlarında, alçak bir askıya asılmış üç küçük çan vardı. Dodo çanlara bir kol boyu uzaktaydı; ayaklarını yerden kaldırmadan hepsine dokunabiliyordu. Her çanın sapına başka renkte bir kurdele bağlanmıştı. Dodo’nun dün getirdiği mavi kurdele, en sondaki çanda duruyordu.
— Hazır mısınız? diye sordu Lomi. Dodo başını salladı. Önce sarı kurdeleli çanı hafifçe salladı. Çın! Ardından yeşil kurdeleliyi. Tin! Mavi kurdeleliye dokunduğundaysa yalnızca belli belirsiz bir puf sesi duyuldu.
Dodo başını yana eğdi. Beklediği son ses gelmemişti. Bir kez daha uzanacakken elini durdurdu. Önce çana dikkatlice bakmaya karar verdi. Yanındaki mindere oturup dinledi. Dere şırıldıyor, yapraklar hışırdıyor, fakat mavi kurdeleli çan susuyordu. — Ezgimizin sonu eksik kaldı, dedi. Neden ses çıkarmadığını anlayamadım.
Dodo’nun canı biraz sıkıldı. Çanları çalmayı çok istemişti. Kuyruğunun ucuyla yerde küçük bir yay çizdi, sonra Neli’ye döndü. Neli’yle sık sık yürüyüşe çıkar, merak ettiklerini rahatça sorardı. — Benimle birlikte bakar mısın? Çanın içi gölgede kalıyor. — Elbette, dedi Neli. Ben çanı sabit tutabilirim. Sen de içini inceleyebilirsin.
Neli, çanı Dodo’nun görebileceği kadar eğdi. Lomi de sarkan kurdeleleri yana topladı. Dodo gözlerini kısarak baktı. Çanın içinde küçük bir tahta boncuk vardı. Çan sallanınca bu boncuk kenarlara vuruyor, ses çıkarıyordu. Mavi kurdelenin uzun ucu ise içeri kıvrılmış, boncuğun çevresine dolanmıştı. Boncuk artık serbestçe sallanamıyordu.
— İşte burada! dedi Dodo. Kurdele boncuğu sarmış. Sonra sesi biraz küçüldü. — Mavi kurdeleyi ben bağlamıştım. Güzel görünsün istemiştim. Neli başını salladı. — Rengi gerçekten güzel. Şimdi de içeri kıvrılan ucunu fark ettik. Pıtı, Dodo’nun yanına bir minder çekti. Kimse acele etmiyordu. Karşılama ezgisi biraz bekleyebilirdi.
Dodo, kurdelenin düğümünü parmağıyla yokladı. Bir ucunu sertçe çekerse boncuğun daha çok sıkışabileceğini düşündü. Elini gevşetti. — Önce fiyongu açacağım, dedi. Sonra kurdeleyi çanın içinden çıkarabilirim. — Ucunu ben tutayım mı? diye sordu Lomi. — Evet, ama çekmeden tutar mısın? Lomi, mavi ucu avucuna aldı. Neli de çanı kıpırdatmadan tuttu.
Dodo fiyongun bir ilmeğini yavaşça gevşetti. Düğüm açılınca kurdele yumuşak bir şerit gibi aşağı süzüldü. Dodo, boncuğa dolanan parçayı da parmağının ucuyla ayırdı. Tahta boncuk ortaya çıktı. Artık çanın ortasında, hiçbir şeye sarılmadan duruyordu. Dodo hemen çanı sallamadı. Mavi kurdele hâlâ elindeydi. Onu yeniden aynı yere bağlarsa yine içeri kıvrılabilirdi.
Bir süre köprüye baktı. Korkuluğun yanında boş bir yer vardı; çanlardan uzaktaydı ama herkesin görebileceği kadar yakındı. — Kurdelem burada dursa nasıl olur? diye sordu. Hem görünür hem de çanın içine girmez. Pıtı mavi şeridi korkuluğa tuttu. Dodo ortasına geniş bir fiyonk yaptı. Uzun uçlarını da fiyongun içine topladı. Neli’yle birlikte düğümün gevşemediğine baktılar.
Dodo bu kez çanı hafifçe salladı. Tın! Ses, dereye düşen bir su damlası kadar ince ve berraktı. Dodo’nun yüzü aydınlandı. Kuyruğu minderin üzerinde usulca kıpırdadı. — Şimdi oldu, dedi. Lomi diğer iki çanın yanına geçti. Pıtı minderleri biraz araladı. Neli ise şapkasındaki bulut parçasını usulca havaya bıraktı.
Karşılama ezgisini yeniden denediler. Dodo sırayla üç çana dokundu. Çın, tin, tın! Üç ses birbirinin ardından bulutların arasında dolaştı. Yakındaki iki salyangoz başlarını çevirdi. Sonra ağır ağır köprüye doğru geldiler. Lomi onları en geniş minderin yanına davet etti.
Dodo arkadaşlarıyla köprünün ortasına yürüdü. Bulutlar burada biraz daha kabarıktı. Biri kocaman bir armuda, öteki tek kulaklı bir tavşana benziyordu. Lomi kendi kulaklarını yoklayınca hepsi güldü. Dodo bulutların arasından Mavi Dere’ye baktı. Suda, köprünün mavi fiyongu ince bir çizgi gibi görünüyordu. Dalga geldikçe çizgi sağa sola kıpırdıyordu.
Minderlere yerleşince Neli sepetindeki armut dilimlerini çıkardı. Pıtı küçük tabakları uzattı. Dodo, Lomi’ye bir dilim verdi; sonra kendi dilimini alıp bulutlara döndü. — Şu bulut da kocaman bir fiyonk olmuş, dedi. — Acaba onun çanı nerede? diye fısıldadı Lomi. Dodo güldü. — Belki de sesi dereye karışıyordur.
Bir süre kimse konuşmadı. Mavi Dere şırıldadı, bulutlar ağır ağır biçim değiştirdi. Köprünün yanındaki mavi kurdele yerinde duruyordu. Dodo arkasındaki mindere yaslandı. Yanında dostları, önünde usul usul akan dere vardı. Küçük çan hafif esintide bir kez daha tınladı. Dodo da gülümseyerek son armut dilimini yedi.