Cik Cik Serçe ve Yeni Yuvanın İlk Dalı
Cik Cik Serçe, Ay Patikası’nda yeni yuvası için küçük bir dal arar. Dostlarının yardımıyla, başka canlıların evlerine dokunmadan kendi yuvasını kurar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Ay Patikası’nın kıyısındaki elma ağacında, Cik Cik Serçe iki kalın dalın birleştiği yere kondu. Sabah ışığı yaprakların arasından benek benek süzülüyordu. Gagasında taşıdığı kuru otu dikkatle bıraktı. Ot, dalların arasındaki boşluktan pıt diye aşağı kaydı.
Cik Cik aşağı baktı, sonra başını yana eğdi. Seçtiği köşe güzeldi. Üstteki sık yapraklar gölge yapıyor, ağacın gövdesi esintiyi yumuşatıyordu. Ama otları yerinde tutacak küçük bir dal gerekiyordu. Ne çok kalın ne de hemen bükülecek kadar ince bir dal.
“Önce yuvamın ilk dalını bulmalıyım,” dedi. Kanatlarını açıp patikanın kenarına indi. Toprakta elma yaprakları, minik çakıl taşları ve ağaçlardan düşmüş kuru dallar vardı.
Kıtır Sincap, bir kütüğün üzerinde oturmuş ceviz yiyordu. Cik Cik’i görünce boş kabuğunu yanına bıraktı.
“Yerde bir şey mi arıyorsun?”
“Yuvam için küçük bir dal. Otlar aşağı kayıyor.”
Kıtır hemen kütükten indi.
“Ben de bakabilirim. Sen nasıl bir dal istediğini göster.”
Cik Cik kanatlarını biraz araladı.
“Aşağı yukarı bu kadar. Ağacımdaki iki dalın arasına uzanabilsin.”
Birlikte çalılığın yanına yürüdüler. Cik Cik, yaprakların arasında düzgün, incecik bir dal gördü. Tam yaklaşacaktı ki dalın kuru otlarla örülmüş küçük bir yuvanın kenarında durduğunu fark etti. İçeriden hafif bir cik sesi geldi.
Cik Cik olduğu yerde durdu.
“Bu dal buradaki yuvayı tutuyor,” diye fısıldadı.
Kıtır patikanın açık tarafını gösterdi.
“Öyleyse yere düşenlere bakalım.”
İkisi de yuvanın çevresindeki dallara dokunmadan uzaklaştı.
O sırada Pırıl İspinoz, bir taşın yanından havalandı. Gagasındaki kuru otla Cik Cik’e selam verdi. Cik Cik aradığı dalı anlatınca Pırıl, otu çimenlerin üzerine bıraktı.
“Az önce şurada bir dal gördüm. Ucu ikiye ayrılıyor. İstersen birlikte bakalım.”
Taşın öbür yanında, toprağın üzerinde küçük bir dal yatıyordu. Bir ucu düz, öbür ucu minicik bir çatal gibiydi. Çevresinde yalnızca birkaç çakıl taşı vardı. Cik Cik dalı gagasıyla hafifçe çevirdi.
“İşte bu olabilir!”
Kıtır dalın yanına eğildi.
“Şu çatallı ucu, otları tutmaya yardım eder.”
Cik Cik’in içi kıpır kıpır oldu. Daha yuvası ortada yoktu ama ilk parçası önündeydi.
Cik Cik dalın bir ucunu kaldırdı. Dal hafifti, yalnız öbür ucu toprağa sürtünüyordu. Pırıl yanına geldi.
“Ben de buradan tutayım mı?”
“Olur. Ağaca kadar birlikte taşıyalım.”
İki kuş, dalın iki ucundan tutup alçaktan uçtu. Kıtır da patika boyunca yanlarında ilerledi. Elma ağacına vardıklarında önce Cik Cik sağlam dal ayrımına kondu. Pırıl öteki ucu yavaşça ona doğru uzattı.
Dal, iki kalın dalın arasına yerleşti. Cik Cik gagasıyla biraz sağa itti. Çatallı uç ağacın pürüzlü yerine dayandı. Pırıl gagasını açınca dal orada kaldı. Cik Cik bir süre sessizce baktı, sonra sevinçle öttü.
“Yeni yuvamın ilk dalı!”
Aşağıdaki Kıtır başını kaldırdı.
“Şimdi otlar için bir yer var mı?”
Cik Cik sabah düşürdüğü kuru otu bulup getirdi. Dalın üzerine bıraktı. Bu kez ot aşağı kaymadı.
Pırıl hemen bir kuru ot daha uzattı. Cik Cik onu ilkinin yanından geçirdi. İki ot birbirine dolandı. Sonra üçüncü ot geldi. Ortada küçücük, yuvarlak bir çukur belirmeye başladı.
Kıtır, ağacın altındaki dökülmüş yaprakların arasından birkaç ince dal seçti. Hepsini taşımak yerine uygun olanları bir araya koydu. Cik Cik aşağı indiğinde dalları tek tek inceledi.
“Şu kısa olan kenara iyi gelir.”
“Bunu senin için ayırayım,” dedi Kıtır.
Yuva yavaş yavaş biçim aldı. Cik Cik ince dalları kenarlara yerleştiriyor, kuru otları aralarından geçiriyordu. Pırıl, uzanması zor olan ucu gagasıyla tutuyordu. Kıtır ise aşağıda bekliyor, gereken parçayı ağacın alçak dalına bırakıyordu.
Bir otun ucu dışarıda kaldı. Cik Cik onu çekince yanındaki ot da oynadı. Hemen durdu.
“Bunu nasıl yerleştirsem?”
Pırıl başını eğip baktı.
“Ucunu şuradan geçirsek?”
Cik Cik denedi. Ot bu kez yerinde durdu.
Öğle ışığı patikadaki taşları ısıtmıştı. Üç dost kısa bir mola verdi. Cik Cik, elma ağacının gölgesinden yuvasına baktı. Az önce boş olan dal ayrımında şimdi küçük bir yuvarlak duruyordu. Göğsü, tatlı bir sevinçle kabardı.
“En alttaki dalı artık göremiyorum,” dedi Kıtır.
Cik Cik gülümsedi.
“Ben görüyorum. Ucu şurada.”
Otların arasından görünen minicik çatala gagasıyla dokundu. Sonra yere düşmüş birkaç küçük, kuru yaprağı yuvanın içine taşıdı. Yaprakları tek tek serdi, kıvrılan kenarlarını düzeltti.
Pırıl ince bir ot daha getirdi.
“Buna da yer var mı?”
Cik Cik yuvanın içine baktı.
“Kenarda küçük bir boşluk kaldı.”
Otu oraya doladıktan sonra durdu. Yuva artık gövdesini rahatça içine alacak kadar derin, kenarları da düzgün olmuştu.
Önce bir ayağını, sonra ötekini yuvaya koydu. Yavaşça çömeldi. Altındaki otlar hafifçe hışırdadı. Cik Cik gövdesini azıcık döndürüp kendine rahat bir yer açtı. İlk dal, diğer dallarla birlikte yuvanın altında sapasağlam duruyordu.
“Oldu mu?” diye sordu Kıtır.
Cik Cik başını yuvanın kenarından çıkardı.
“Oldu. Hem de tam bana göre.”
Pırıl yakındaki dala kondu. Kıtır da gövdenin yanındaki kalın dala yerleşti. Bir süre üçü de yaprakların arasından görünen patikayı seyretti.
“Sen dalı buldun,” dedi Cik Cik, Pırıl’a dönerek. “Sen de kısa parçaları seçtin,” diye ekledi Kıtır’a.
Kıtır kuyruğunu usulca kıpırdattı.
“Sen de hepsinin yerini buldun.”
Cik Cik, yuvanın kenarındaki son otu gagasıyla düzeltti.
Akşam yaklaşırken Pırıl kendi ağacına uçtu, Kıtır da yuvasına döndü. Ay Patikası’nın taşları serinledi. Elma yaprakları hafifçe sallanıyor, gökyüzünde ince bir ay görünüyordu. Cik Cik yuvaya iyice yerleşti. Yaprakların arasından gelen serin ot kokusunu içine çekti.
Yuvanın kenarından ilk dalın ucu hâlâ görünüyordu. Cik Cik ona son bir kez baktı.
“İyi ki seni bulduk,” diye mırıldandı.
Sonra başını kanadının yanına sokup gözlerini kapadı. Yapraklar usul usul hışırdarken, yeni yuvasında rahatça uykuya daldı.