Sincap Mino ve Yeni Evin Penceresi
Sincap Mino, Gökkuşağı Sokağı’ndaki yeni evinde eski oyun köşesini özlerken yeni penceresinin yanında tanıdık eşyalarıyla küçük bir oyun köşesi kurar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Mino, Gökkuşağı Sokağı’ndaki yeni evin salonunda, açık duran taşınma kutusuna iki patisini uzattı. Kutunun dibinden tanıdık çizim defterini bulup çıkardı. Defterin kapağındaki mavi çizgi biraz silinmişti ama Mino onu hemen tanıdı. Defteri göğsüne bastırıp yeni odasının penceresine baktı. Pencereden görünen ağaç, eski evlerinin önündeki ağaçtan farklıydı. Eski ağacın dalları yana doğru eğilirdi; bu ağacın dalları yukarı uzanıyordu.
Kutular salonun her yanındaydı. Annesi bir kutunun üstündeki kâğıda bakıyor, babası da büyük bir koliyi yavaşça yeni odanın kapısına götürüyordu. Mino, eski evindeki oyun köşesini düşündü. Mavi minderinin durduğu küçük alanı, alçak rafındaki tahta parçalarını ve duvara vuran öğleden sonra ışığını hatırladı. Orada arkadaşı Fındık’la kuleler yapardı. Şimdi o köşe uzakta kalmıştı. Mino’nun içinde küçük, ağır bir özlem vardı.
Ama yeni oda da Mino’nun ilgisini çekiyordu. Pencerenin önünde boş bir yer vardı. Duvarın yanında güneşin yuvarlak ışığı duruyordu. Yeni ağacın dalları rüzgârla hafifçe sallanıyordu. Mino bu odada hangi oyunu kurabileceğini merak etti. Eski köşesini özlüyor, yeni köşeyi de görmek istiyordu. İki düşünce de aynı anda aklına geliyordu. Mino hangisini annesine nasıl anlatacağını bilemedi.
Mino, salonun ortasındaki büyük kutuya uzandı. Kutuyu biraz çekmeyi denedi. Kutu kımıldamadı. Annesi yanına geldi. — Bu kutu ağır. Onu ben taşıyayım. Babası da diğer taraftan tuttu ve kutuyu birlikte kaldırdılar. Ağır kutuları yetişkinler taşıdı. Annesi sonra küçük bir kutuyu gösterdi. — İstersen kendi küçük eşyalarından hangilerini önce yerleştireceğine sen karar verebilirsin. Mino başını salladı. Büyük kutuların arasında tek başına uğraşması gerekmiyordu. Küçük bir seçim yapabilirdi.
Annesi yeni odanın zeminine oturdu. Mino da onun yanına geldi. Pencereye baktı, sonra defterine baktı. Sözler ağzının içinde biraz bekledi. Annesi onu acele ettirmedi. Yanında sessizce oturdu.
Sonunda Mino defterini kucağına koydu. — Anne, eski oyun köşemi özlüyorum, dedi. Yeni odamı da merak ediyorum. Bazen ikisini birden düşünüyorum. Annesi başını salladı. — Seni dinliyorum, Mino. — Eski köşem burada değil diye üzülüyorum. Ama şu pencerenin yanında ne yapacağımı da bilmek istiyorum. — Eski köşeni özleyebilirsin, yeni odayı merak edebilirsin. Birini seçmek zorunda değilsin, dedi annesi. Bugün istersen burada sana tanıdık gelecek küçük bir köşe kurarız.
Mino annesinin sözlerini düşündü. İçindeki özlem hemen yok olmadı. Fındık’la yaptığı kuleleri hatırlayınca gözleri biraz doldu. Annesi onu hemen neşelendirmeye çalışmadı; yalnızca yanında durdu. Mino başını annesinin koluna yasladı. Bir süre kutuların arasındaki sessizliği dinlediler. Sonra Mino yeni odadaki boş yere yeniden baktı.
— Minderimi bulabilir miyiz? diye sordu. — Küçük eşyalarının olduğu kutuda olabilir. Birlikte bakalım.
Mino kutuların üzerindeki resimlere baktı. Birinde kaşık, birinde kitap, birinde yastık resmi vardı. Minderinin resmini görünce kutunun yanına çömeldi. Annesi kapağı açtı, Mino da içindeki küçük şeyleri dikkatle ayırdı. Bir tahta araba, iki renkli kalem, bezden yapılmış minik bir ev ve en altta kıvrılmış sevdiği mavi minder çıktı. Mino minderi iki patisiyle kaldırdı. Minder eski evindeki kadar yumuşaktı. Bir köşesinde küçük bir iplik dışarı çıkmıştı. Mino o ipliği tanıyordu.
Defterini de yanına aldı. Yeni pencerenin önündeki boş yeri seçti. Minderi yere serdi, defterini pencerenin kenarına koydu. Sonra biraz geri çekilip baktı. Pencere, ağaç ve minder aynı kareye sığmıştı. Oda hâlâ yeni kokuyor, kutular hâlâ duvarların yanında duruyordu. Fakat Mino’nun seçtiği iki eşya, odanın içinde tanıdık bir ses gibi duruyordu.
Mino defterini açtı. İlk sayfada eski oyun köşesinin resmi vardı. Mavi minder, alçak raf, duvardaki ışık ve yanında duran küçük kule… Mino yeni bir sayfaya geçti. Önce eski evinin küçük bir resmini çizdi. Sonra eski evin penceresini ve eski ağacın yana eğilen dallarını ekledi. Eski oyun köşesini, mavi minderi ve Fındık’la yaptığı tahta kuleyi de çizdi. Resmin yanına yeni evdeki ağacı çizdi. Bu ağacın dalları yukarı uzanıyordu. İki ağaç aynı değildi. Mino ikisini de defterinde yan yana tuttu.
Babası kapıdan bakıp sordu: — Yeni odanda biraz daha kalmak ister misin? Mino pencerenin dışına baktı. Sokakta yeni evlerin kapıları vardı. Henüz dışarı çıkmak istemedi. Babası bunu duyunca başını salladı. — Tamam. Sen hazır olduğunda, dedi. Bugün burada kalıp eşyalarını seçebilirsin. Annesi kutuları düzenlemeye devam etti. Büyük kutuları yetişkinler taşıdı. Mino ise hafif eşyalarını, kendi seçtiği yere götürdü. Defterinin yanına iki tahta parça ve bir bez ev koydu. Sonra tahta parçalarını üst üste dizerek küçük bir pencere yaptı. Bez evi minderin kenarına yerleştirdi.
— Bu evin penceresi yeni ağaca bakıyor, diye fısıldadı Mino. Bir tahta parçayı da eski evin resmi olan sayfanın yanına koydu. — Bu da eski köşeye bakıyor.
Mino’nun seçtiği oyun, eski oyunlarının aynısı değildi. Fındık yanında olmadığı için kuleyi iki kişi kuramıyordu. Ama Mino, bir parçayı yeni evin, bir parçayı eski evin yanına koyup iki küçük oda yaptı. Her odanın içine birer tahta parça bıraktı. Sonra bez evin iki oda arasında gidip geldiğini hayal etti. Oyun sessizdi. Mino oyunun nasıl ilerleyeceğine kendi karar veriyordu.
Bir ara eski köşesini yine özledi. Resimdeki mavi minderin yanına parmağını koydu. — Seni hatırlıyorum, dedi. Ardından yeni pencereye baktı. — Seni de tanımaya başlayabilirim.
Annesi bu sözleri duydu, fakat hemen neşeli bir cevap vermedi. Mino’nun yanına oturup onun seçtiği oyuna baktı. — Burada oynarken eski evini de düşünebilirsin, dedi. Mino başını salladı. Yeni evin bütün kutuları henüz açılmamıştı. Yeni ağaç hâlâ eski ağaç gibi görünmüyordu. Fındık’ın sesi de bu odada değildi. Yine de mavi minder tanıdık bir yer olmuştu. Defteri pencerenin yanında duruyor, çizdiği iki ev aynı sayfada birbirine bakıyordu.
Mino minderine oturdu. Bir tahta parçayı pencerenin önüne, diğerini bez evin yanına koydu. Sonra kendi seçtiği küçük oyuna başladı. Bir yandan Fındık’ı ve eski oyun köşesini özlüyor, bir yandan yeni odasının penceresini merak ediyordu. İki duygu da onunla birlikte, mavi minderin üzerinde sessizce yer buldu.