Sincap Mino ve Saklanan Meşe Palamudu
Küçük Liman’da Sincap Mino, sakladığı meşe palamudunun yerini hatırlamaya çalışır; izlerini sakin adımlarla takip ederken Kirpi Pera’dan yardım alır.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Mino, Küçük Liman’ın kıyısındaki büyük meşe ağacının altında yaprakları birer birer kaldırıyordu. Sabahın yumuşak ışığı, limandaki teknelerin üzerine ince altın çizgiler bırakmıştı. Mino burnunu toprağa yaklaştırıp küçük patileriyle kuru yaprakları yana itti. “Burada değilsin,” diye fısıldadı. “Ama seni bulacağım.” Aradığı şey, üzerinde açık renkli bir çizgi bulunan, yuvarlak ve parlak bir meşe palamuduydu.
Bir gün önce Mino bu meşe palamudunu meşe ağacının dibinden almıştı. Onu ilkbaharda Küçük Liman’ın arka bahçesine dikmek istiyordu. Belki yıllar sonra dalları tekneleri gören kuşlara gölge olurdu. Fakat palamudu hemen dikmek yerine önce güzel bir yerde saklamaya karar vermişti. Sabah boyunca birkaç yere uğramış, palamudu kuyruğunun altında taşımış, sonra da onu güvenli bir noktaya bırakmıştı. Şimdi noktanın neresi olduğunu hatırlayamıyordu.
Mino önce meşe ağacının üç kalın köküne baktı. Sonra taş duvarın dibindeki yosunları araladı. Her yaprağı kaldırdığında onu yeniden yerine koydu; küçük karıncaların yolları kapanmasın istiyordu. Palamut yoktu. Mino bir süre oturup limanın hafif sesini dinledi. Halatlar usulca sallanıyor, su kıyıya küçük halkalar çiziyordu. Bu sesler, dün yaptığı yürüyüşü hatırlamasına yardım edebilirdi.
Tam o sırada Kirpi Pera, çalıların arasından yavaşça çıktı. Sırtındaki iki kuru yaprak, sanki ona küçük birer şapka olmuştu. “Mino, ne arıyorsun?” diye sordu. “Sakladığım meşe palamudunu. Yerini unuttum.” Mino’nun sesi biraz kısıldı. Pera hemen palamudu aramaya koyulmadı. Yanına oturup, “Aklına gelen ilk yeri birlikte izleyebiliriz,” dedi. “Acele etmeden bakalım.” Mino başını salladı. Arkadaşının yanında beklemesi, düşüncelerinin yeniden sıralanmasına yardım etti.
Mino gözlerini kapatmadan, çevresine bakarak hatırlamaya çalıştı. “Önce şu meşe ağacının yanındaydım. Sonra Küçük Liman’ın çanını duydum. Çanı dinlemek için kıyıya doğru yürüdüm. Yolda mavi boyalı bir kayığın yanında durdum. Sonra...” Kuyruğu bir an havada kaldı. “Sonrasını bilmiyorum.” Pera, “O zaman meşe ağacından başlayıp aynı yolu sakin adımlarla izleyelim,” dedi. “Senin gördüğün küçük izleri ben de dinlerim.”
İkisi meşe ağacından ayrıldı. Mino önden, Pera birkaç adım geriden yürüdü. Mino hızlı gitmek istediğinde Pera onunla aynı tempoya geldi; böylece yerdeki izleri görebildiler. Nemli toprakta üç küçük pati izi vardı. Biraz ileride, Mino’nun kuyruğunun değdiği çiyli otlar yana yatmıştı. “Buradan geçtim,” dedi Mino. “Palamudu burada taşıyordum.” İzler onları iki yuvarlak taşın arasına götürdü. Mino taşların altına baktı, ama yalnızca ince bir deniz kabuğu buldu. Deniz kabuğunu yerine bıraktı. “Demek burası değilmiş.”
Yürüyüşleri limanın kenarındaki tahta köprünün başlangıcına kadar sürdü. Köprünün üzerine çıkmadılar; kıyıdaki güvenli toprak yolda kaldılar. Mino, mavi kayığı görünce birden durdu. “Burada bir şey olmuştu,” dedi. “Palamudu kuyruğumun altından çıkarıp iki patimle tutmuştum. Sonra Pera, senin topladığın deniz kabuklarına bakmıştık.” Pera düşündü. “Kabukları nerede bulmuştuk?” “Küçük fenerin yanındaki yumuşak otların arasında.” Mino oraya doğru baktı, ama uzaktan yalnızca geniş yeşil yapraklar görünüyordu.
Fenerin yanına geldiklerinde Mino otların arasında dolaştı. Bir yaprağı kaldırdı, sonra başka bir yaprağa baktı. Her yer birbirine benziyordu. İçindeki umut küçücük bir mum gibi titredi. “Belki de hiç bulamayacağım,” diye mırıldandı. Pera, “Bunu henüz bilmiyoruz,” dedi. “Biraz duralım.” İkisi sessizce oturdu. Mino ellerini dizlerinin üzerine koydu ve dünkü sabahı düşündü: meşe ağacı, çan sesi, mavi kayık, deniz kabukları... Sonra aklına bir ayrıntı geldi. Palamudu saklarken yanına iki beyaz çakıl taşı koymuştu. Çünkü o yeri daha sonra tanımak istemişti.
Mino hemen çevresine baktı. Yaprakların arasında bir beyaz çakıl parladı. Birkaç adım ötede ikinci taş da duruyordu. İki taşın arasındaki toprağın üstünde, açık çizgili küçük bir kabuk görünüyordu. Mino eğildi. Patisiyle yaprakları yavaşça yana çekti. Meşe palamudu oradaydı! Üzerine ince bir yaprak örtülmüş, ama parlak çizgisi hâlâ güneşte görünüyordu. Mino onu iki patisinin arasında tuttu. “Seni buldum,” dedi. Sesi bu kez sevinçle doluydu. Pera gülümsedi. “İzlerin ve hatırladığın küçük ayrıntılar sana yol gösterdi.”
Mino palamudu göğsüne bastırdı, sonra Pera’ya baktı. “Tek başıma aradım, ama sen yanımda olunca düşüncelerim daha kolay toparlandı.” Pera burnunu oynattı. “Bazen bir arkadaşın sessizce eşlik etmesi de güzel bir yardımdır.” Birlikte Küçük Liman’ın arka bahçesine döndüler. Mino toprağın yumuşak bir yerini seçti. Pera’nın gösterdiği küçük dal parçasıyla toprağı dikkatlice açtı. Meşe palamudunu içine bıraktı, üstünü ince toprakla örttü. İki beyaz çakıl taşını da yanına koydu. “Bu kez yerini hatırlayacağım,” dedi Mino.
Sonra ikisi küçük bir tasla su taşıyıp toprağın üzerine birkaç damla bıraktı. Mino suyu dökerken acele etmedi; toprak çamur olup taşmasın diye tası eğip bekledi. Küçük Liman’da akşam ışıkları yanmaya başlarken, meşe ağacının dalları hafifçe sallandı. Mino, palamudun hemen büyümesini beklemiyordu. Onun toprağın altında sessizce dinlenmesi de güzel bir başlangıçtı. Ertesi gün yine bakacak, gerekirse Pera’yla aynı yoldan geçecekti. Artık yolun başında meşe ağacı, ortasında mavi kayık, sonunda iki beyaz taş vardı.
Haftalar sonra, bahçedeki toprağın içinden minicik yeşil bir kıvrım göründü. Mino onu görünce Pera’yı çağırdı. İki arkadaş yan yana oturup filizi izledi. Mino, “Meşe palamudumu bulduğum günü hatırlıyorum,” dedi. “Önce yavaşladım, sonra izlerime baktım, en sonunda yardım istedim.” Pera başını salladı. “Ve şimdi burada yeni bir ağaç için yer var.” Mino, filizin yanındaki iki beyaz çakıl taşını düzeltti. Küçük Liman’ın akşamında, ikisinin gülümsemesi kadar sakin bir sessizlik yayıldı.