Roket Tavşan ve Uzay Bahçesi
Gökkuşağı Sokağı'ndaki uzay gemisine bir bezelye tohumu götüren Roket Tavşan, bahçenin bir köşesine su ulaşmadığını fark eder. Suyun yolunu izleyerek küçük bir keşfe çıkar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Roket Tavşan, Gökkuşağı Sokağı'nın ortasındaki çınarın altında, küçük tohum kutusunun kapağını açtı. İçinde tek bir bezelye tohumu vardı. Tohumun yanına, üstüne bir filiz çizdiği tahta çubuğu yerleştirdi. Tam kapağı kapatırken, meydanın öbür ucundaki gümüş renkli uzay gemisinden yumuşak bir zil sesi geldi.
Geminin yuvarlak kapısında Duru Usta görünmüştü. Yeşil önlüğünün cebinden bir mendil sarkıyordu. Roket Tavşan, bu güler yüzlü kaplumbağayla daha önce sokağın çiçeklerini sulamış, boş saksılara toprak doldurmuştu. Ama onun uzay gemisine ilk kez girecekti. Kutusunu sarı yeleğinin cebine koyup el salladı.
— Bezelye yolculuğa hazır mı? diye seslendi Duru Usta.
— Hazır! Yanına kendi tabelasını da aldı.
Yaprak adlı uzay gemisi, Gökkuşağı Sokağı'nın sonundaki geniş çimenlikte duruyordu. Yuvarlak pencereleri bir zamanlar yıldızlara bakmıştı. Şimdi pencerelerden çınar ağacı, renkli evler ve meydandaki çeşme görünüyordu. Geminin en aydınlık bölümünde ise sokağın yeni ortak bahçesi vardı: Uzay Bahçesi.
Roket Tavşan, Duru Usta'yla birlikte geniş giriş rampasından yürüdü. Kapının yanında durup ayaklarının altındaki çamuru paspasa sildi. İçeri girince burnuna temiz toprak kokusu geldi. Bir de hafif bir nane kokusu vardı. Tavşanın burnu kıpırdadı. Bahçeyi henüz görmemişti ama kokusu çoktan onu karşılamıştı.
Kıvrılarak uzanan koridorun duvarlarında küçük yıldız resimleri bulunuyordu. Her yuvarlak pencerede Gökkuşağı Sokağı'nın başka bir köşesi görünüyordu. Birinde çeşmenin tepesi, diğerinde mavi çatılı fırın vardı. Roket Tavşan, fırının bacasını bu açıdan daha önce hiç görmemişti. Sokağın içinde yürümüyor, sanki yepyeni bir yer keşfediyordu.
Koridorun sonundaki kapı açılınca önlerinde aydınlık bir bahçe belirdi. Cam tavandan süzülen güneş, toprakların üzerine yuvarlak lekeler bırakıyordu. Saksılar geminin kıvrımlı duvarı boyunca sıralanmıştı. Ortada yürümek için geniş bir yol vardı. İncecik su olukları, saksıların arasında gümüş iplikler gibi uzanıyordu.
Bir köşede fasulyeler tahta çubuklara sarılmıştı. Başka bir köşede minik yapraklı kekikler büyüyordu. Nanenin kokusu da pencere kenarındaki mavi saksıdan geliyordu. Roket Tavşan başını kaldırdı. Camın üstünden geçen beyaz bulut, bir anlığına bahçenin tamamına yumuşak bir gölge serdi. Sonra güneş yeniden toprağa döndü.
— Bezelyen için yer seçebilirsin, dedi Duru Usta. Ben de boş kutuları şu rafa yerleştireyim.
Roket Tavşan yavaşça dolaştı. Uzun, açık mavi bir saksının bir ucunda sarı bir papatya vardı. Öteki ucunda ise yeni bir bitkiye yetecek kadar boş toprak bulunuyordu. Tavşan, tohum kutusunu cebinden çıkardı. Bezelyenin burada, papatyanın yanında büyümesini istedi.
Kutuyu kuru bir bankın üzerine bıraktı. Sonra toprağa hafifçe dokundu. Toprak, az önce yanından geçtiği nane saksısının toprağından daha kuru görünüyordu. Papatyanın yanına uzanan ince oluk da sessizdi. Diğer oluklarda su usulca ilerlerken burada tek bir damla bile hareket etmiyordu.
Roket Tavşan tahta çubuğunu toprağa saplamak üzereydi. Elini durdurdu. Önce saksıya, sonra oluğa baktı. Bezelyeyi hemen dikmek istiyordu ama suyun buraya neden gelmediğini anlamadan başlamamaya karar verdi. Kutunun kapağını kapatıp bankın ortasına koydu. Tohumu orada bekleyebilirdi.
Oluğun içine eğilmeden, geniş yolun kenarında çömeldi. Suyun gitmesi gereken yere baktı. Oluk boyunca biraz ileride küçük bir su parıltısı görünüyordu. Demek ki su çok uzakta değildi. Tavşan kulağını dikti. Öteki saksıların yanından ince bir şırıltı geliyordu. Kendi seçtiği saksının yanında ise yalnızca yaprakların hışırtısı vardı.
— Duru Usta, buraya bakabilir miyiz? diye sordu. Diğer saksılara su geliyor ama papatyanın yanındaki oluk kuru.
Duru Usta elindeki boş kutuyu rafa bırakıp yanına geldi. Tavşanın gösterdiği yere baktı.
— Sabah burada su akıyordu, dedi. Birlikte suyun geldiği yöne doğru bakalım.
İkisi, oluğun yanındaki geniş yoldan yürüdüler. Roket Tavşan oluğun kıvrıldığı yerleri gözleriyle takip etti. İnce yol, büyük fasulye saksısının çevresinden dönüyor, sonra alçak bir su çanağına bağlanıyordu. Çanağın üstündeki küçük musluktan aralıklı damlalar düşüyordu. Her damla, suyun yüzeyinde minicik bir halka açıyordu.
Roket Tavşan çanağın çevresinden dolaşıp rahatça görebileceği tarafta durdu. İçeride iri, kahverengi bir yaprak vardı. Bir kenarı kıvrılmış, öbür kenarı suya yapışmıştı. Yaprak, çanakla oluğun birleştiği dar açıklığın üstünü örtüyordu. Su açıklıktan geçemediği için papatyanın saksısına ulaşamıyordu.
— İşte burada, dedi Roket Tavşan. Su, yaprağın arkasında kalmış.
Parmağıyla yaprağın kıvrık ucunu gösterdi. Sonra musluğa baktı. Biraz düşündü. Yaprağı alırken üstüne yeni damlalar düşerse yaprak elinden kayabilirdi. Çanağın yanındaki rafta küçük bir tahta kepçe duruyordu. Sapı da tam ulaşabileceği yerdeydi.
— Önce bu musluğu kapatabilir miyim? diye sordu. Sonra yaprağı kepçeyle almak istiyorum.
— Evet, dedi Duru Usta. Bu musluk yalnızca şu oluğa su veriyor. Kepçeyi de kullanabilirsin. Ben yanındayım.
Roket Tavşan musluğu yavaşça çevirdi. Son damla çanağa düşünce kepçeyi aldı. Çanağa uzanmak için saksıların arasına girmedi; bulunduğu düz yerde rahatça durabiliyordu. Kepçenin geniş ucunu yaprağın altına kaydırdı. Yaprak suyun içinden ağır ağır kalktı. Ucundan iki damla süzüldü.
Yaprak açıklıktan ayrılır ayrılmaz çanakta bekleyen su oluğa doğru aktı. Önce ince bir çizgi oluştu, sonra çizgi kıvrımın arkasına uzandı. Roket Tavşan kepçeyi çanağın yanındaki bezin üstüne bıraktı. Suyun peşinden yürümek istiyordu ama önce ıslak yaprağı, kuru yaprakların biriktirildiği sepete koydu.
Ardından musluğu azıcık açtı. Duru Usta yanında beklerken damlaların akışına baktı. Su artık çanakta birikmiyor, açıklıktan geçip oluğun içinde ilerliyordu. Roket Tavşan, musluğu daha fazla açmadı. Kepçeyi yerine koyduktan sonra geniş yoldan papatyanın yanına yürüdü. Kulağına gittikçe yaklaşan hafif bir şırıltı geliyordu.
Suyun ince ucu, uzun saksının kenarına ulaştı. Kuru toprağın üzerinde küçük, koyu renkli bir leke belirdi. Leke yavaşça genişledi. Roket Tavşan çömelip seyretti. Papatyanın sarı yaprakları güneşte parlıyor, su toprağın içine sessizce karışıyordu. Tavşan elini dizine koydu. Yüzünde kocaman, rahat bir gülümseme vardı.
— Geldi, dedi. Tam buraya kadar geldi.
Duru Usta da yanına çömeldi.
— Şimdi bezelyenin yerini hazırlayabiliriz.
Roket Tavşan banktaki kutusunu getirdi. Kapağı açınca bezelye tohumu kutunun içinde hafifçe yuvarlandı. Tavşan onu avucuna aldı. Az önce suyun yolunu kapatan yapraktan çok daha küçüktü. Yine de bu küçücük şeyin bir gün yeşil yaprakları olacaktı.
Duru Usta'nın uzattığı küçük bahçe kaşığıyla toprakta bir yuva açtı. Tohumu dikkatlice içine bıraktı. Üzerini kapatırken toprağı bastırmak yerine hafifçe düzeltti. Sonra filiz resmi çizdiği tahta çubuğu saksının kenarına yerleştirdi. Çubuk biraz yana eğilince gülümsedi; resimdeki filiz de papatyaya bakıyormuş gibi durmuştu.
— Böyle kalsın, dedi. Komşusunu görsün.
Duru Usta önlüğünün cebinden yumuşak bezini çıkarıp bankın üstündeki toprak kırıntılarını topladı. Roket Tavşan da boş tohum kutusunu kapattı. Kutunun içinde artık bir şey yoktu ama tavşan onu elinde evirip çevirirken memnun görünüyordu. Getirdiği tohum kendine bir yer bulmuştu.
Bahçenin küçük lavabosunda ellerini yıkadıktan sonra pencere önündeki banka oturdular. Duru Usta yanındaki çantadan iki dilim armut çıkardı. Roket Tavşan armudunu yerken sokağa baktı. Çınarın altında az önce durduğu gölgeyi görebiliyordu. Bu kez kendi yerinde, rüzgârın sürüklediği birkaç ince yaprak vardı.
Tavşan cebindeki küçük defteri çıkardı. Önce uzun saksıyı çizdi. Bir ucuna sarı bir papatya, öbür ucuna filiz tabelasını ekledi. Sonra saksıya gelen kıvrımlı su yolunu çizdi. Kâğıdın kenarına da iri yaprağın resmini yaptı. Yaprak sayfanın yarısını kaplayınca ikisi de gülümsedi.
— Kâğıtta olduğundan daha büyük görünüyor, dedi Duru Usta.
— Orada da bana büyük görünmüştü, dedi Roket Tavşan. Özellikle bütün suyun önünde dururken.
Defterdeki oluğun içine mavi bir çizgi çekti. Çizgi, çanaktan başlayıp papatyanın yanına kadar uzandı. Sonuna minicik bir damla ekleyince resmi tamamlandı.
Gitmeden önce saksının yanına yeniden uğradı. Toprağın üstünde henüz yeşil bir filiz yoktu. Roket Tavşan bunu beklemiyordu zaten. Tahta çubuğun yanındaki toprağa baktı, sonra kutusunu cebine yerleştirdi. Papatyanın yanında bezelyeye ayrılan yer belliydi. Su da artık oraya ulaşabiliyordu. Duru Usta sulamayı tamamlayıp musluğu kapattı.
Birlikte bahçenin kapısından çıktılar. Yuvarlak pencereli koridor, bu kez Roket Tavşan'a tanıdık geldi. Nane kokusu arkalarından hafifçe uzanıyordu. Giriş rampasının başında durup Duru Usta'ya el salladı. Sonra Gökkuşağı Sokağı'nın taş yoluna indi. Çeşmenin sesi, bahçede duyduğu küçük şırıltıdan daha gürdü.
Çınarın altına varınca dönüp uzay gemisine baktı. Gümüş gövdenin üstündeki cam tavanda güneş parlıyordu. Tavşan defterini bir kez daha açtı. Parmağını kâğıda değdirmeden mavi su çizgisinin üzerinden geçirdi. Çanaktan oluğa, oluktan saksıya kadar bütün yol oradaydı. Defterini kapatıp evine yürüdü; cebindeki boş tohum kutusu her adımda hafifçe tıkırdıyordu.