Mina ve Sakinlik Kavanozu
Mina, yağmur başlayınca papatyasına dışarıdan iyi geceler diyemez. Annesiyle resmini bulur; tanıdık bir akşamın içinde yatağına hazırlanır.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Mina, Fısıldayan Çayır'daki evinin kapısına sarı terliklerini getirdi. Papatyalara iyi geceler diyecekti. Her akşam annesiyle kapının önüne çıkar, en yakındaki beyaz papatyaya el sallardı.
Tam o sırada pencereye bir damla düştü.
Pıt.
Ardından bir damla daha geldi.
Pıt, pıt.
Yağmur başlamıştı. Annesi kapının yanına geldi. Mina'nın önünde diz çöktü.
“Bu akşam içeride kalalım,” dedi. “Papatyalar yağmurun altında.”
Mina terliğini yere bıraktı. Dudakları aşağı kıvrıldı.
“Ama ben iyi geceler diyecektim.”
“Dışarı çıkmayı bekliyordun,” dedi annesi.
Mina başını salladı. Sarı terliğin ucunu parmağıyla itti. Terlik biraz ilerledi. Mina onu geri çekti. Papatyasını görmeden yatağına gitmek istemiyordu.
Annesi elini uzattı.
“Yanımda oturmak ister misin?”
Mina annesinin elini tuttu. Birlikte pencerenin yanındaki geniş mindere oturdular. Minder yumuşaktı. Mina dizlerini kendine doğru çekti. Annesi acele etmiyordu.
Dışarıda çimenler parlıyordu. Mina'nın papatyası, çayırın kıyısında hafifçe eğilmişti. Pencereden yalnızca küçük, beyaz bir nokta gibi görünüyordu.
“Beni duyar mı?” diye sordu Mina.
“Buradan da el sallayabiliriz,” dedi annesi.
Mina camın ardından el salladı. Yine de içindeki kırgınlık hemen geçmedi.
“Yakınına gidecektim,” dedi.
“Biliyorum.”
Annesi bir süre yanında sessizce oturdu. Yağmur pencereye dokundu. Pıt, pıt. Mina'nın terlikleri kapının önünde yan yana bekledi.
Sonra Mina, annesinin kitaplığındaki büyük kavanozu gördü. Kavanoz şeffaf, hafif ve kırılmayan bir malzemeden yapılmıştı. İçinde Mina'nın çizdiği kocaman resimler duruyordu. Sarı bir ev, mavi bir bulut, kırmızı bir şemsiye vardı.
Mina ona Sakinlik Kavanozu derdi. Bazen annesiyle yan yana oturup içindeki resimlerden birini seçerlerdi. Her resmin anlatacak küçük bir şeyi olurdu.
“Papatya resmim orada mı?” diye sordu.
“Birlikte bakalım.”
Annesi kavanozu raftan aldı. Kapağını kendisi açtı. Büyük kâğıtları birer birer çıkarıp minderin üzerine koydu.
Önce mavi bulut göründü.
“Bu, benim bulutum,” dedi Mina.
Ardından sarı ev çıktı. Evin penceresi biraz eğriydi. Mina pencereyi gösterdi.
“Burada sen varsın.”
Annesi gülümsedi.
“Sen de yanımdasın.”
En altta beyaz bir papatya vardı. Ortası sarıydı. Sapı, kâğıdın bir kenarından öbürüne uzanıyordu. Mina onu çizerken sapını çok uzun yapmıştı.
“Buldum!”
Resmi dizlerinin üzerine koydu. Kâğıdın kenarı dizinden aşağı sarktı. Mina papatyanın sarı ortasına baktı, sonra pencereye döndü.
“Dışarıdaki de böyle.”
Annesi başını salladı.
“Bunu ona bakarak çizmiştin.”
Mina resmi kaldırıp cama yaklaştırmak istedi. Annesi kâğıdı birlikte tuttukları küçük masaya yerleştirdi. Böylece Mina hem resmi hem de dışarıdaki çayırı görebildi.
“İki papatya,” dedi Mina. “Biri burada, biri orada.”
Bir süre ikisine de baktı. Dışarıdaki papatya yağmurla birlikte kıpırdıyordu. Kâğıttaki papatya ise uzun sapının üzerinde dimdik duruyordu.
Mina parmağıyla resmin çevresinde yavaş bir çember çizdi. Sonra annesine yaslandı.
“Yarın yanına gider miyiz?”
“Hava uygun olursa gideriz,” dedi annesi. “Şimdi burada, birlikteyiz.”
Mina kâğıttaki papatyaya küçük bir selam verdi.
“İyi geceler, buradaki papatya.”
Sonra pencereye baktı.
“İyi geceler, oradaki papatya.”
Yağmur yine pıt pıt etti. Bu kez Mina, damlaların arasındaki küçük boşlukları da duydu. Evde başka sesler vardı. Annesinin hırkası hafifçe hışırdıyordu. Koridordaki saat usulca çalışıyordu.
Mina minderden indi. Sarı terliklerini kapının önünden aldı. Birini annesine uzattı.
“Bunu ben taşıyayım,” dedi annesi.
Mina öteki terliği taşıdı. İkisi yan yana odasına yürüdüler. Papatya resmi de annesinin elindeydi.
Odada küçük gece lambası yanıyordu. Yatağın üzerinde çizgili bir örtü vardı. Mina'nın yumuşak tavşanı, yastığın yanında onu bekliyordu.
Mina, yatağının yanındaki sarı kitabı gösterdi. Kapağında büyük bir kuş vardı.
“Uyku masalı da burada,” dedi.
Annesi kitabı açtı. İlk resimde kuş yuvasına dönüyordu. İkinci resimde kanatlarını kapatmıştı. Mina annesinin yanında sayfalara baktı. Kuşun yuvası, sarı bir yaprağın altındaydı.
“Yağmur ona gelmiyor,” dedi Mina.
“Yuva yaprağın altında,” diye karşılık verdi annesi.
Mina sayfanın köşesini annesiyle birlikte çevirdi. Küçük kuşun gözleri kapanmıştı. Kitabı yavaşça kapattılar. Annesi onu rafa koydu.
Mina yeniden odasına baktı. Kitap yerindeydi. Terlikleri yan yanaydı. Papatyası da onunla gelmişti.
Mina tavşanın kulağını okşadı.
“Papatyaya içeriden iyi geceler dedik,” diye anlattı.
Annesi resmi yatağın karşısındaki rafa koydu. Mina yastığına uzanınca sarı ortayı hâlâ görebiliyordu. Annesi örtüyü düzeltti ve yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
“Resim burada kalsın mı?” diye sordu.
“Kalsın.”
“Ben de biraz yanında oturayım mı?”
Mina gülümsedi. Elini örtünün üstüne koydu. Annesi elini onun yanına bıraktı.
Pencerenin ardından yağmur duyuluyordu. Mina başını yastığın serin tarafına çevirdi. Tavşanı kolunun yanına yasladı. Sonra bir kez daha papatyasına baktı.
“Sapı çok uzun,” diye mırıldandı.
“Sen öyle çizmiştin,” dedi annesi.
Mina'nın gözleri yavaşça kapandı. Bir süre sonra açılıp yeniden kapandı. Annesi hâlâ yanında oturuyordu.
Çayırdaki papatya yağmurun altında dinlendi. Resimdeki papatya odada kaldı. Sarı terlikler yatağın ucunda yan yana durdu. Mina, annesinin yanındaki bu tanıdık akşamda, yumuşak tavşanına sokularak uykuya daldı.