Kirpi Pıtı ve Yavaş Büyüyen Tohum
Kirpi Pıtı, Işık Vadisi’ndeki ortak bahçeyi tamamlamak için acele ederken Yavaş Büyüyen Tohum’un kendi ritmine kulak verir.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Pıtı, Işık Vadisi’nin güneşli yamacında toprağı hızlı hızlı eşeliyordu. Minik pençeleri çalıştıkça kuru yapraklar savruluyor, alnındaki dikenlerin arasına toz konuyordu. Önünde, avucuna sığan açık renkli bir tohum duruyordu. Pıtı onu sabah, ışıklı taşların yanında bulmuştu. Tohumun üzerinde ince, gümüş bir çizgi vardı. Vadide böyle tohumlara Yavaş Büyüyen Tohum denirdi; çünkü önce toprağın altında sessizce güçlenir, sonra filizlenirdi. Pıtı ise onun akşam olmadan büyümesini istiyordu. Ortak bahçedeki küçük köşeyi hazırlama işi ona verilmişti. Akşam ışıkları yanınca herkes köşeyi görecekti. Pıtı, tohumu tam ortaya dikerse işinin tamamlanacağını düşünüyordu.
Bir çukur açtı, baktı; sonra daha geniş bir çukur açtı. — Daha çabuk olmalıyım, dedi. — Güneş batmadan her şey hazır olmalı. O sırada yaprakların arasından Salyangoz Narin göründü. Sırtındaki küçük yaprak kâsede üç damla berrak su taşıyordu.
— Günaydın, Pıtı. Suyu dikkatle getirdim.
— Ben çukuru açtım bile. Tohumu şimdi koyacağım.
Narin çukurun kenarına baktı.
— Bu yer biraz derin olmuş.
— Derin olursa daha hızlı büyür sanmıştım.
— Tohumun rahatça uzanabileceği kadar olsun. Toprağı birlikte düzeltelim.
Pıtı, Narin’in ağır ağır ilerlemesini beklerken ayağını yere vurdu. Narin önce bir yaprağı kenara aldı, sonra yuvarlak bir taşı çukurdan çıkardı.
— Neden bu kadar yavaşsın? diye sordu Pıtı.
— Taşı hızla çekersem toprak dağılabilir. Benim adımlarım küçük, ama her adımın bir işi var, dedi Narin.
Pıtı üç taş getirip üst üste koydu. Taşlar yuvarlanarak dağıldı. Bu kez Narin en yakın taşı seçti, Pıtı da onu izledi. İkinci taşı kendi itti, üçüncüyü birlikte taşıdılar. Çukur küçüldü, tabanı yumuşak toprakla kaplandı.
Pıtı tohumu bırakmak için elini uzattı. Ayağı kuru bir dala takılınca tohum yosunların arasına düştü. Pıtı’nın yüzü asıldı.
— Kayboldu galiba.
Narin acele etmeden yere yaklaştı.
— Önce gümüş çizgiyi arayalım.
Pıtı koşmak istedi, ama yanında durdu. Birlikte yosunlara ve yapraklara baktılar. Narin, bir yaprağın altındaki parıltıyı gördü.
— Burada.
Pıtı tohumu iki eliyle nazikçe aldı. Sonra Narin çukurun gevşek kenarlarına hafifçe bastırdı. Pıtı da bir kez bastırdı. Tohumu sığ çukura bırakıp üzerine ince bir toprak örttüler.
Pıtı yaprak kâsesine baktı.
— Üç damlanın hepsini dökelim mi?
Narin kâseyi eğdi. Bir damla düştü, sonra bir damla daha. Üçüncü damlayı Pıtı döktü ve kâseyi hemen düzeltti.
— Hepsi bu kadar mı?
Narin gülümsedi.
— Şimdilik bu kadar.
Pıtı, tohumun hemen yeşil bir baş göstereceğini düşündü. Fakat toprak sessiz kaldı. Akşam ışıkları bahçeye vurduğunda çiçek görünmedi. Pıtı toprağı yeniden kazmayı düşündü. Pençesi yere dokunacakken Narin’in suyu dökerken gösterdiği dikkati hatırladı ve elini geri çekti.
— Yarın yine bakarız, dedi.
— Ben sabah güneşi taşlara değdiğinde gelirim, dedi Narin.
— O zaman seni beklerim.
Bu kez Pıtı ayağını yere vurmadı.
Ertesi sabah Pıtı erkenden geldi. Taş çemberin kenarındaki çakılları düzeltti, sonra bir damla su getirdi. Narin görünmeyince patikaya baktı. Bir süre sonra salyangozun parlak izi göründü. Pıtı onun yanına koşmadı; yolun kenarında durdu.
— Günaydın, Narin. Geldiğinde birlikte bakalım.
Narin yaprak kâsesini taşırken kendi temposuyla ilerledi. Pıtı yolun üzerindeki ince dalı kaldırdı ama Narin’in yolunu değiştirmedi. İkisi çembere ulaşıp eğildiler. Henüz filiz yoktu. Pıtı’nın göğsünde sabırsızlık kabardı, yine de toprağa dokunmadı.
— Bir taş daha mı koyalım? diye sordu.
— İstersen. Böylece burayı incitmeden hatırlarız.
Pıtı küçük, düz bir taş seçip çemberin yanına koydu.
Birkaç sabah boyunca bu küçük işler sürdü. Pıtı toprağı eşelemedi; güneş ısıttığında tohumu gölgeleyen yaprağı düzeltti, toprak kuruduğunda Narin’in getirdiği suyu ölçülü biçimde verdi. Narin kendi temposuyla ilerledi; Pıtı da bazen onunla yürüdü, bazen bahçedeki yolu temizledi. Bir sabah Narin durdu.
— Pıtı, şuraya bak.
Toprağın ortasından incecik, yeşil bir kıvrım çıkmıştı. Pıtı sevinçle zıpladı, ama filize dokunmadı.
— Büyümüş! Hem de gerçekten!
— Sessizce büyümüş, dedi Narin.
Pıtı filizin yanında çömeldi.
— Ben onu hızlandırmaya çalışırken neredeyse yerini bozuyordum.
Sonra Narin’e baktı.
— Senin adımlarını artık hızlandırmaya çalışmıyorum. Beklemek gerekiyorsa birlikte bekleriz.
Narin gülümsedi.
— Ben de senin beklerken bulduğun yeni işleri seviyorum.
Günler geçtikçe filiz iki küçük yaprağa dönüştü. Sonra akşam ışığına benzeyen yuvarlak bir tomurcuk belirdi. Pıtı onu kontrol etmek istese de toprağı kaldırmıyor, çevresini düzenliyordu. Narin geldiğinde yarı yolda duruyor, sonra onunla aynı tempoda bahçeye dönüyordu. Sonunda bir akşam tomurcuk yavaşça açıldı. İçinden sıcak sarı renkte, kenarları inci gibi parlayan bir çiçek çıktı. Ortak bahçe yumuşak bir aydınlıkla doldu.
Pıtı’nın içi sevinçle ısındı.
— Yetişti, diye fısıldadı. Köşe de tamamlandı.
Narin çiçeğin yanına oturdu.
— Birlikte başladık. İkimiz de kendi adımımızla.
Pıtı, taş çemberi gösterdi. Sonra Narin’in yanında, onun temposunda yürüyerek bahçeden çıktılar. O günden sonra Pıtı bir işi bitirmek istediğinde önce en küçük adımı seçti. Bir dostu yanındaysa, onun adımlarına da yer açtı. Işık Vadisi’nde Yavaş Büyüyen Tohum’un çiçeği her akşam parladı; Pıtı ile Narin onun yanında acele etmeden konuşup gülümsediler.