Arı Zuzu ve Dostluk Feneri
Arı Zuzu güneşi, arkadaşı Miri ise serin gölgeyi sever. Bulut Köprüsü’nde Dostluk Feneri’ne yer ararken, yan yana dinlenebilecekleri bir plan kurarlar.
Okuma süresi tahminidir; okuma hızına ve verilen aralara göre değişebilir.
Arı Zuzu, Bulut Köprüsü’nün geniş taş yoluna konduğunda, taşıdığı fenerin küçük sapı usulca tıngırdadı. Zuzu feneri düz bir taşın üzerine bıraktı, sarı penceresine yapışan minicik poleni sildi. Arkadaşı Arı Miri de yanına indi. Ön ayaklarında, oturmak için getirdiği yumuşak bir yaprak vardı.
Bulut Köprüsü, yoncalı bahçenin içindeki dar bir derenin üstünden geçiyordu. Süt beyazı taşları yüzünden bu adı almıştı. Kenarlarında alçak, geniş duvarlar, ortasında da küçük hayvanların dinlenebileceği uzun bir bank vardı. Bir yanında laleler güneşe dönmüş, öbür yanında söğüt dalları serin bir gölge yapmıştı.
Zuzu ile Miri, fenerin çiçek biçimli pencerelerini birlikte süslemiş ve ona Dostluk Feneri adını vermişti. İçinde ateş yoktu. Sabah güneşinden topladığı ışıkla usulca parlıyor, çevresine yumuşak renkler bırakıyordu. Şimdi onu köprüde bir yere koyup yan yana oturmak istiyorlardı.
“Lalelerin yanına koyalım,” dedi Zuzu. “Güneşte sarı penceresi bal gibi parlıyor. Ben orada oturmak istiyorum.”
Zuzu fenerin sapını tuttu. Miri ise yaprağını göğsüne yaklaştırıp söğüdün olduğu yana baktı.
“Ben de gölgede oturmak istiyorum,” dedi. “Orası serin. Fenerin içindeki küçük ışığı da orada daha iyi görebiliyorum.”
Zuzu’nun gülümsemesi küçüldü. Lalelerin yanına oturup sarı ışığa bakmayı yol boyunca düşünmüştü. Miri de yaprağını hemen sermedi. Bir süre ikisi de fenerin başında kaldı. Dere, taşların arasından şıpır şıpır akıyordu.
“Ama ben laleleri seçmiştim,” dedi Zuzu. Sözler ağzından hızlıca çıktı. Sonra arkadaşının ayaklarına baktı; Miri yaprağın kenarını usul usul düzeltiyordu.
Zuzu sapı bıraktı. “Sen neden söğüdün altında olmak istiyorsun?” diye sordu.
“Güneşte bir süre durunca yoruluyorum,” dedi Miri. “Gölgede rahatça dinleniyorum. Seninle oturmak istiyorum ama serin bir yerde.”
Zuzu söğüdün altındaki benekli gölgeye baktı. Orası gerçekten serin görünüyordu. “Demek laleleri sevmediğin için değil,” dedi.
“Laleleri seviyorum,” dedi Miri. “Özellikle yapraklarının kıvrık uçlarını. Peki, sen feneri neden mutlaka güneşte istiyorsun?”
Zuzu sarı pencereyi çevirdi. Pencerenin içindeki ince yaprak damarları birden belirginleşti. “Şuna bak! Işık vurunca minicik yollar gibi oluyorlar. Sana da göstermek istemiştim.”
Miri biraz yaklaştı. “Görüyorum,” dedi. “Bir yol yukarı çıkıyor, bir yol kıvrılıyor. Sen bu renkleri seyretmek istiyorsun.”
“Evet,” dedi Zuzu. Sonra gülümsedi. Miri neyi sevdiğini anlamıştı. Zuzu da arkadaşının neden gölge aradığını artık biliyordu. Yine de feneri nereye koyacaklarına henüz karar vermemişlerdi.
Feneri yerinde bırakarak bankın çevresinde yürüdüler. Zuzu güneşli ucun yanında durdu, Miri gölgeli ucun yanında. Aralarında bir çiçek demetinin sığacağı kadar boşluk vardı.
Zuzu bankın üstüne vuran ışığı izledi. Söğüdün gölgesi bankı tam ortasından kesmiyordu; dalgalı bir çizgi gibi uzanıyordu. Bazı yerler aydınlık, bazı yerler gölgeliydi. İki arı çizginin yanına çömeldi.
“Şurada yan yana oturabiliriz,” dedi Zuzu. “Ben aydınlık tarafta kalırım. Sen yaprağını şu gölgeli yere serebilirsin. Feneri de aramıza koyarız.”
Miri bankın düz yüzeyini yokladı. Fenerin tabanı burada sağlam durabilirdi. Kendi yaprağı için de yer vardı. Ama güneş ilerledikçe gölgenin değişeceğini düşündü.
“Gölge yer değiştirirse?” diye sordu.
“O zaman feneri birlikte biraz kaydırırız,” dedi Zuzu. “İkimiz de oturduğumuz yerden rahatça uzanabiliriz. İstersen önce deneyelim.”
“Olur,” dedi Miri. “Bir de fenerin gölgeye bakan penceresi açık kalsın. İçindeki ışığı görmek istiyorum.”
Zuzu başını salladı. “Güneşe bakan sarı penceresi de kapalı kalsın. Böylece üstündeki yaprak yolları parlar.”
Önce Miri geniş yaprağını bankın gölgeli yanına serdi. Zuzu da kendi oturacağı yere yumuşacık bir yonca yaprağı getirdi. Sonra feneri iki yandan tutup bankın ortasındaki düz yere yerleştirdiler. Sapını katlayınca fener hiç sallanmadan durdu.
Zuzu sarı pencereyi güneşe çevirdi. Miri, kendisine bakan küçük kapağı açtı. İçerideki ışık, bir damla balın içinden geçiyormuş gibi yumuşakça parladı. Bankın üzerine incecik bir renk lekesi düştü.
İki arkadaş yerlerine oturdu. Zuzu ayaklarını uzattı. Miri kanatlarını rahatça kapattı. Aralarında duran fener, ikisine de yakındı.
“Buradan sarı yolları görüyorum,” dedi Zuzu.
“Ben de küçük ışığı,” dedi Miri. Yaprağının üstünde biraz yana kaydı. “Böyle rahatım. Sen nasılsın?”
Zuzu güneşe dönüp kanatlarını hafifçe açtı. Sırtı sıcacıktı, yanında da arkadaşı vardı. “Ben de rahatım,” dedi. “Hem laleler de tam karşımızda.”
Miri başını çevirince lalelerin arasındaki en küçük çiçeği gördü. Yapraklarından biri ötekilerden biraz daha kıvrıktı. Onu Zuzu’ya gösterdi. Zuzu da fenerin sarı penceresindeki kıvrımla çiçeğin yaprağını karşılaştırdı. İkisi de aynı yöne kıvrılıyordu.
Bir süre hiçbir şey söylemediler. Derenin sesi, söğüt yapraklarının hışırtısına karıştı. Zuzu’nun getirdiği fenerle Miri’nin getirdiği yaprak, şimdi aynı küçük dinlenme yerinin parçalarıydı. Biri parlıyor, öteki yumuşacık duruyordu.
Gölge çizgisi usulca ilerlediğinde Miri fenerin tabanına dokundu. “Biraz bu yana?” diye sordu. Zuzu kendi tarafından tuttu. Feneri birlikte azıcık kaydırdılar. Sonra yeniden oturdular; ne renkli pencereden vazgeçmişlerdi ne de serin gölgeden.
Zuzu, fenerin sapına iliştirdikleri küçük kurdeleyi düzeltti. Kurdele, pencerelerdeki sarı ve yeşille aynı renkteydi. Bağlarken bir ucunu Miri tutmuştu, öbür ucunu kendisi. Düğümü birlikte atmışlardı. Şimdi kurdelenin iki küçük ilmeği yan yana duruyordu.
“Yarın gelirsek yine buraya oturalım mı?” diye sordu Zuzu.
“Gelince ışığa bakarız,” dedi Miri. “Sonra birlikte seçeriz.”
“Öyle yapalım,” dedi Zuzu. Fenerin sarı penceresine son bir kez baktı, sonra arkadaşına biraz yaklaştı. Bulut Köprüsü’nün geniş bankında, biri güneşte, biri gölgede oturan iki arı, Dostluk Feneri’nin yanında sessizce dinlendi.